Şişko Tıpçının Bukadar Azgın Olacağını Bile hikayesi

ALINTI

Selamlar. İsmim Samet. 20 yaşındayım. Asıl memleketimden oldukça uzak bir şehir olan Kayseri’ye Üniversite okumaya geldim. Lisedeyken, her Liseli gibi ben de (Üniversite’de kızlar erkeklere teklif ediyor!) kafasındaydım. Ama öyle olmuyormuş meğer. Üniversite ortamı ve Kayseri umduğum gibi çıkmadı. Kayseri çok muhafazakar diye yakınıyordum. Bu böyle olmayacak dedim ve kendi çapımda sanal bir dünya oluşturmaya çalıştım. Bu sanal dünya, bildiğiniz sosyal media sitelerinden, porno sitelerinden ve seks hikayeleri okuduğum Kaymak Gibi Sikilen Amlar sitelerinden oluşuyordu.

Birgün, benim gibi Kayseri’de okuyan kızın biri bana arkadaşlık isteği göndermiş ve ben de Fake olduğunu düşündüğüm halde onaylamıştım. Bir süre netten mesajlaştıktan sonra telefonumu istedi. Verdim ve aradı. Fake değilmiş. Adı Aysu imiş, Tıp okuyormuş, Doktor olacakmış. Benden 3 yaş büyük olmasının getirdiği havayla aklınca bana ablalık taslıyordu. Ama ben işin makarasındaydım ve belki onu sikebilirim diye düşünüyordum. Zar zor da olsa onu merkezde bir Cafede çay içmeye ikna ettim. Kaldığımız yerler de çok yakın olduğu için kabul etti. Buluştuk. Aysu mesajlaşırken bana, “Balık etliyim!” demişti, ama resmen şişkonun tekiydi. Ben bir çay ısmarlarım, sonra geri döneriz diye düşünüyordum. Ona, “Hangi Cafeye gidelim?” diye sorduğumda, “Cafeye gitmeyelim, şurdaki bankların birine oturalım!” dedi. Belediye banklarının oraya doğru yürüdük. Aysu’nun yüzünde ilk baştaki alaycı ifadeden eser kalmamış, artık ciddileşmişti. Ben ise, aşırı şişman, bu kızdan iş çıkmaz diye düşünmeye başlamıştım. Ama bukadar şişko birinin içinde azgın duygular olduğunu, ben değil hiç kimse kestiremezdi. Neyse, bankın bir tanesine oturduk. Ozaman havalar soğuk olduğu için pek fazla gelen geçen olmuyordu.

Baktım üşüyor, şakasına, “Üşüyorsan bana sarılabilirsin!” dedim. Hiç ikiletmeden sarıldı ve başını omzuma koydu. Ben de şaşkınca bakıyordum. Bana birşeyler anlattı, ama anlattıkları bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyordu. Sonra gözgöze geldik. Yanağımdan öpmek istedi, ama ben boynumu biraz fazla çevirince, dudaklarım dudaklarına değdi. Şimdi kesin bir tokat yiyeceğim ve bu olay burada sonlanacak diye tahmin ediyordum ki, Aysu yumuldu ve dudaklarımı kemirircesine öpmeye başladı. Ben de onun dilini ağzıma aldım, dillerimizi dans ettiriyordum adeta. 10 dakika sonra dudaklarımız ayrıldığında, Aysu zor nefes alıyordu. Kendine geldiğinde, “Sen neymişsin ya ufaklık!” dedi. Bozulmuştum, ama kız gibi trip atamazdım. Fırsat bu fırsat deyip, bu sefer ben onun dudaklarına yumuldum. Bu kez öpüşürken daha serttim. Resmen ısırmıştım kızın dudağını, “Ahh, yavaş ol!” dedi. Ben de etrafta kimsenin olmamasından cesaret alarak, “Bu daha hiçbir şey!” dedim. O yine kibirli ve alaycı bir şekilde, “Hadi ya, başka ne yapabilirsin ki?” dedi. Bu hakaret gibi sözleri beni kırmaktan ziyade, sikimi şaha kaldırmıştı. “Bilemem, orası sana bağlı, sen ne kadarına izin verirsen!” dedim.

Aysu sağa sola bakındı, biraz huzursuzdu, “Burdan kalkalım!” dedi. Kalktık, biraz daha karanlık olan çamlıklara doğru gittik. Taşa oturduk ve öpüşmeye devam ettik. Öpüşürken Aysu sağı solu gözetlemeyi unutmuyordu ve arkamızdan araçlar geçtiğinde toparlanıyorduk. Aysu, güzel öpüşen dudaklarımın ödülünü verircesine, elimi tutup göğüslerine götürdü. Böyle montun üzerinden birşey anlamadığımı söylediğimde, önce montunun önünü açtı, sonra gömleğinin üstten birkaç düğmesini çözdü ve memelerini südyeninden çıkardı. Elimi tekrar tutup göğüslerine götürdü. Memelerini elime sığdıramıyordum, böylesini pornostarlarında bile görmemiştim. Biraz memelerini okşadıktan sonra, onları yalamamı istedi. Ben romantik bir yalama planlarken, “Sert ol ve ucunu ısır!” dedi. Komutu alan it gibi olmuştum, rahat 110 beden olan memelerinin açık pembe uclarını kemiriyordum resmen. O akşam orda biraz daha yiyiştik ve onun sikimi pantolonumun üzerinden okşamasıyla final yaptık. Ama Aysu yine alaycı bir şekilde, “Herşey bir anda oldu, unut bu geceyi, birdaha görüşmeyelim!” dedi ve ayrıldık. İlerleyen günlerde Aysu’yu aradım ve yalvar yakar ikna ettim, sadece telefonda da olsa görüşmelerimiz devam etti.

Ama bir gün tekrar buluştuk. Aysu azgınlığından bir şey kaybetmemişti. Önümüzde hafif çalılıklar ve otlar vardı, arkamızdan ise okula gelip gidenler. Rüzgarlı, serin bir havaydı. Aysu, akşamın soğuğunda burnumun akması ve dişlerimin birbirine vurmasının ödülü olarak yine öpüşüp koklaşma faslı yapmıştı. Sağı solu kontrol ettim, ben erkek halimle tırsıyor ve çekiniyorken, onun umrunda değildi adeta. Bakire olmasa, o gün orada sokakta sikişecektik resmen. Aysu ogün biraz farklıydı, sikimi pantolonumun üzerinden okşarken, zevk sıvılarımı pantolondan dışarı taşırtmıştı. Ve bu onu adeta kudurtmuş olmalı ki, bana fermuarımı açmamı söyledi. Ben de, “Millet görür!” falan diyordum, ama bunu ondan daha çok istiyordum. Neyse, açtım fermuarımı. Aysu sikimi çıkardı, eline aldı, “Oyy oyy!” deyip yüzüme baktı ve 31 çektirir gibi sikimi okşamaya başladı. Aysu’nun eline boşalmak için neler vermezdim, ama olmuyordu, soğuktan boşalamıyordum.

Aysu boşalmam için eliyle epey bir uğraştı, ama olmuyordu. “Ağzıma alayım mı?” dedi. “Gören olursa madara oluruz!” dedim. “Korkma, birşey olmaz!” deyip, kucağıma yatar gibi yapıp, sikimi ağzına aldı. Bu da bir ilkti benim için, karşımızda göl yerine evler olsaydı bunu yaşayamacaktım belki de, ama arkamızdan birileri geçse fena madara olacaktık. Aysu sikimi birkaç dakika yaladı, emdi, ama ben yine boşalamadım. Vazgeçmeye meyilliydi şişko oruspu, ama ben tadına varmıştım ağzına vermenin, biraz daha devam etmesini söyledim. “Boşalacaksan tamam!” dedi. Ağzına boşalmayı çok istiyordum, ama olmuyordu. Bakir bir erkek buna nasıl dayanabiliyordu? Her gün mastürbasyon yapmam mı, yoksa havanın soğuk olması mı bilmiyordum, ama boşalamıyordum. Belki de ayazdandı. Kısacası, ben boşalamadan toparlandık ve ayrıldık. Ve Ayrılırken Aysu yine yapacağını yaptı ve benimle birdaha görüşmek istemediğini söyledi. Ben de busefer olay tamamen bitti diye düşünerek telefonumdan numarasını sildim.

Aradan kaç hafta geçti bilmiyorum, birgün bir arkadaşımla yemekhaneye giderken telefonum çaldı. Bir kız sesi, “Tanıdın mı beni?” dedi. Ben de bir isim salladım. “Yok, ben Aysu!” dedi. Yanımda arkadaş olduğu için ben üstü kapalı konuşuyordum. Napıyorsun, nasılsın faslından sonra, sonunda Aysu sadede gelebilmişti. Canının sıkkın olduğunu, ders çıkışı birşeyler yapmak istediğini ve sinemaya gidip gidemeyeceğimizi sordu. Ben de kendimi ağırdan satıyordum, ama nazı uzatıp ta avımı elimden kaçırmak da istemiyordum hani. “Biletleri sen alırsan neden olmasın!” dedim. Böylece kızlara para yedirmemiş de olcaktım. Aysu, “Peki!” dedi. Bir saat kararlaştırdık ve telefon görüşmesini bitirdik. Arkadaşla yemeğimizi yedikten sonra, “Ben derse girmeyeceğim!” deyip durağa gittim. Aysu ile telefonla konuşarak birbirimizi bulduk. Merhabalaştık. Otobüse bindik. Kudurduğu her halinden belliydi orospunun, “Beni özledin mi?” falan deyip bana sürtünüyordu otobüste. Ayakta dikeliyorduk, kalkık sikle elalaleme maskara olmak istemiyordum. Neyse, güç bela olsa da sinemaya gelmiştik.

Biletleri dediği gibi o aldı. Yerli bir komedi filmi vardı. Koltuğumuza geçtik, yanımız doluydu. İkimiz de rahat durmayacağımızı bildiğimiz için 2 öne geçtik. Orda boştu koltuklar ve kimse de farkedemezdi karanlıkta neler yaptığımızı. Sağı solu kontrol ettikten sonra elleşme ve yalaşma faslı başlamıştı yine. Film benim umrumda değildi, o ise beğenmişti, biraz izliyordu. Sikime dokunuşları yine zevk sıvılarımı pantolonumdan taşırmıştı. “Fermuarını aç!” dedi. Ben de fermuarımı açtım. Sikimi çıkarttı, eline alıp ufak ufak okşamaya başladı. Benim o an tek derdim boşalmaktı, ağzına almasını istedim. Ama o burda yalamayacağını söyledi, sikimi belli belirsiz okşamaya devam etti. Ben de boş durmuyordum, omzundan dekoltesine erişip, südyeninin içindeki memelerini okşuyordum. Yakalanacağız diye, ondan daha çok tırsan bendim, sürekli sağı solu çok kontrol ediyordum, ama milet salak gibi film izliyordu.

“Amımı elle!” deyince, elimi göğüslerinden çekip amına attım. pantolonunun üzerinden amını elliyordum. İkimiz de böyle birşey anlamıyorduk. Sonunda fermuarını açtı ve elimi içeri sokmamı emretti. Gerizekalının göbeğinden amına ulaşmak imkansızdı. Ben de ilk defa olduğundan am sanıyordum yağlarını. “Aşağı, aşağı!” komutları beni rezil bir duruma sokmuştu. Neyse ki biraz oturmasını düzeltince, elim amına erişebildi. Amı çok kıllıydı, iğrenmiştim. Bana tarif ettiği biçimde amına dokunmalarım devam ediyordu. Zevk sıvısı vıcık vıcık etmişti amını. “Sen azmışsın!” dediğimde, Aysu böyle az zevk aldığını söyledi. Ben de, “Ah şimdi evde olcaktık ki, domaltırdım seni, götünden sikerdim!” dedim. “Alamam!” dedi. “Alırsın, koca götün var, benim sikim ufak!” dedim. Bu tartışma esnasında bana kızlık zarının yerini tarif etti ve “Sakın parmağını daha fazla içeri kaydırma, kızlığımı bozarsan evlenmek zorunda kalırız!” dedi. Ben de, “Sorun değil, böyle azgın bir karım olsun isterim!” dedim, yalandı tabiiki de. O da aklınca beni beğenmiyordu. Gerçi üstüme kalsa da umrumda olmazdı, bir doktor kaç bin lira maaş alıyor neticede, özgürce aldatabilirdim de.

Neyse, ben amını okşuyor, parmağımı içine biraz sokuyordum. Aysu sikime yaptığı muameleyi çoktan yarıda kesmiş, kendi zevkinin tadını çıkarıyordu. Bense buna bozulmama rağmen ses çıkaramıyordum. İşimi iyi yapmış olmalıyım ki, “Elini biraz daha aşağı getir!” dedi ve göt deliğine götürdü elimi. İğrençti, ama azmıştım bir kere, napabilirdim ki. Yavaşca parmağımı götüne sokmamı emretti. Ben daha parmağımı ilk boğumuna kadar sokmadan, “Çıkar, acıdı!” dedi. Aklınca cehaletimden faydalanıp dümen yapıyordu bana orospu. Sinema çıkışı tuvalete gitti. Tuvaletten geldiğinde, “Külodum kan olmuş, herhalde tırnağından olsa gerek. Kızlığıma birşey olduysa beni bırakır mısın?” dedi. Alttan mesaj veriyordu bana. Ben de, “Ben öyle biri değilim!” gibisinden Palavraları sıkıyordum. Sinemadan sonra acıktığını söyledi ve Hamburgerciye gittik. Birşeyler yedik, kalktık. Geri yurda gidecektik.

Durağa doğru giderken birden yağmur bastırdı. Sırılsıklam ıslanmıştık. Sokaktaki 3-5 kişi de sağa sola dağılmıştı. Biz de daha fazla ıslanmamak için biraz ilerideki bir dükkanın önüne kaçtık. Saat 21:00 dedi mi, sokaklar bomboş olurdu ve yağmurdan da dolayı kimse yoktu. Biraz sonra yaklaşan Lüx bir araç farkettik. Araç tam önümüzde durdu ve camını açtı. İçinde düzgün giyimli, 35 yaşlarında bir adam vardı. Adam, “Öğrencisiniz galiba? Yurda gidecekseniz, yolumun üstü, bırakayım sizi!” dedi. Bana kalsa tereddütsüz hayır derdim, ama Aysu’ya baktım. Aysu da, “Yeterince ıslandık zaten, binelim!” deyince, ben de okeylemek zorunda kaldım. Aysu orospusu hemen öne bindi. Aslında erkek olarak benim öne binmem lazımdı, ama neyse. Aysu hapşurup duruyordu. “Çok üşüdüm!” deyince, adam kaloriferi açtı ve sohbet başladı. Arabanın içi ısınınca Aysu montunu çıkardı. Orospu göğüs dekoltesiyle adama resmen ziyafet sunuyordu, üstelik yağmur göğüslerini iyice belirginleştirmişti. Adamın rengi hafif değişmişti. Ben ise saçlarımı kurutmanın derdindeydim.

Adam sigarasının bittiğini, mahsuru yoksa önce Büfeye uğramak istediğini söylediğinde, okeyledik. Büfenin önüne geldiğimizde, adam, “Gençler, ben kendime bira da alacağım, isterseniz size de alayım?” diye sordu. Ben alkol kullanmadığımı söyledim, ama Aysu, “Aslında iyi olur, içimiz ısınır!” dedi. Adam 3 büyük bira alıp gelmişti. Ben adama, araba kullanırken alkol içmemesi gerektiğini söyledim. Adam, “Haklısın delikanlı! İsterseniz, ilerde güzel bir yer var, orada yarım saat mola verelim. Hem biralarımızı içeriz, hem de az sohbet ederiz. Ne dersiniz gençler?” dedi. Ben artık karışmıyordum, sohbetin dışında kalmıştım. Söz tamamen Aysu’daydı ve “Tamam!” dedi. Gözleri ışıldıyordu oruspunun, adamın içine düşecekti nerdeyse. Adam arabayı tenha bir yere çekti. Sonra da kendini tanıttı. İsmi Serdar imiş. İş adamıymış. Zaten böyle Lüx bir araba ancak böyle insanlarda olurdu. Neyse, Serdar anlattıkça, Aysu Serdar’ın gözlerinin içine bakıyor, mest oluyordu. Neyse ki Serdar iş muhabbetlerine fazla girmedi. Hangi bölümde okuduğumuzu falan sordu. Biz de bölümlerimizi, sınıflarımızı falan söyleyip, tanıştık. Sohbet devam ediyordu.

Bu arada bunlar birer bira devirmişti bile. Ama Aysu salağı herhalde hayatında ilk defa içiyordu ki, bir tane birayla konuşması yamulmaya başlamıştı bile. Merak ettiğim şey ise, 3. birayı kim içecekti? Serdar 3. birayı kibarca Aysu’ya teklif etti. Aysu da, “Yeterince içtim!” dedi. Serdar ısrar edince, Aysu, “Birlikte içersek, olur!” dedi. Şişelere bölüştürecek değillerdi ya, Serdar önce Aysu’ya uzattı şişeyi. Aysu bir iki yudum aldıktan sonra, şişeyi kuduruk bir şekilde yalamaya başladı. Resmen yarak yalar gibi yapıyordu. Serdar şaşırmıştı. Aysu sonra uzattı şişeyi Serdar’a, Serdar bir yudum aldı ve geri verdi. Aysu artık kendini aşmıştı diyebilirim. Orospu, ağzının kenarından kaçan damlaları parmağıyla ağzına götürüp, Serdar’a bakarak parmağını emiyordu. Serdar ise beni unutmuş, tamamen Aysu’ya odaklanmıştı. Aysu birden, “Ooo, kimler varmış burda!” deyip, Serdar’ın önüne elini attı. Sanırım Aysu’nun şişe yalaması Serdar’ı azdırmış ve sikini kaldırmıştı. Serdar artık kendini kontrol edemiyordu, bana baktı ve benim ses çıkarmadığımı görünce, Aysu’nun dudaklarına yumuldu ve yiyişmeye başladılar.

Aysu hiç vakit kaybetmeden Serdar’ın fermuarını açtı, sikini çıkarıp hemen saksoya başladı. Biraz sonra Serdar bana, “Biz de arkaya geliyoruz!” dedi, ben de kapıyı açtım. Aysu’yu arkaya aldık. Etrafta kimseler yoktu, zaten olsada göremezlerdi zaten, arabanın camları siyahtı. Neyse, Aysu Serdar’a sakso çekmeye devam ederken, biz de bir yandan Aysu’yu soymaya başladık. Birkaç dakika içerisinde Aysu çırılçıplak kaldı. Serdar Aysu’nun iri memelerini kemirirken, benim de sikim çoktan kalkmıştı. Serdar Aysu’nun götünü yoğurup, çantasında krem olup olmadığını sordu. Herhalde götünü sikmeyi düşünüyordu. Aysu, “Var!” deyince, Sedar benden kremi almamı istedi. Uzanıp alacaktım ki, Aysu’nun koca götünden öne uzanamadım, mecburen arabadan indim, önden kremi alıp geldim. Serdar Aysu’ya, “Bakire misin? Bakireysen götten sikecem!” dedi. Aysu, “Hayır, değilim!” deyince, ben şoka uğradım resmen. Adi kaltak, demek bana yalan söylemişti. Serdar da, “Tamam, o zaman tombul amını sikecem!” dedi.

Aysu’nun amının suları ta bacaklarına akıyordu. Serdar Aysu’yu kucağına alıp, alttan amına pompalamaya başladı. Bense şaşkın şaşkın izliyordum ki, Serdar bana (Sen de götüne sok!) der gibi işaret yaptı. Ben kremi Aysu’nun göt deliğine sürmeye başlamıştım ki, Aysu niyetimizi anladı ve “Olmaz!” deyip, Serdar’ın kucağından kalkmaya çalıştı. Serdar ise iki koluyla Aysu’yu sımsıkı sarmaladı ve bana, “Çabuk!” dedi. Ben de hemen yarağımı kremledim ve Aysu’nun götüne bastırdım. Sikimin başını sokmuştum ki, Aysu çığlığı bastı. Serdar, benim Aysu’nun götüne rahat girebilmem için seri pompalamaya ara vermişti. Ancak mümkünü yoktu, çok bağırıyordu Aysu. Serdar Aysu’nun dudaklarına yumuldu, ben de hemen kökledim. Götünün deliği sikimi mengene gibi sıkıyordu. Ben içinde beklerken, Serdar alttan hareketlendi ve “Hadi delikanlı, sik şu tombul kaltağın götünü!” dedi. Artık kimse durduramazdı beni, Aysu’nun götüne sert şaplaklar atıp, pompalamaya başladım. Aysu ilkin ağlıyordu, ama Serdar’ın memelerini ve boynunu kemirmesiyle az da olsa yumuşamıştı. Artık, “Ahhh!” yerine, “Ohhh, sikin beni!” sesleri çınlıyordu arabada. Aysu’yu tost yapmış, aramızda resmen eziyorduk…

Bir süre bu şekilde siktikten sonra, Serdar, “Şu götün tadına az da ben bakayım!” dedi. “Tamam!” dedim. Sikimi Aysu’nun götünden çıkarınca ‘Zort!’ diye bir osuruk geldi. Aysu’nun götdeliği yavaşça tekrar kapandı. Ben oturdum koltuğa, Serdar da çıktı Aysu’nun amından ve Aysu’yu benim yarağa bindirdi. Ohhh, böyle birşey olamazdı, şişko da olsa ilk defa sikim bir ama girmişti! Serdar da götüne soksun diye, ben altta kımıldamadan duruyordum. Ama Serdar, “Uff, göte bak be!” diyerek, Aysu’nun götdeliğini yalamaya başladı. Sonra birden Serdar’ın dili benim taşaklarda gezinmeye başlayınca, irkildim, nerdeyse boşalacaktım. Ben, “Geliyorum, kalk!” diyerek Aysu’yu kaldırıyordum ki, Serdar Aysu’nun omuzlarından bastırdı ve içine boşalmak zorunda kaldım. Aysu, “Naaptın yaa, hamile kalacam!” diye ağlamaya başladı. Serdar da, “Korkma, birşey olmaz!” dedi.

Serdar omuzlarını bastırmayı bırakınca, Aysu yarağımdan indi. Serdar da hemen Aysu’yu sırtüstü yatırıp, amını yalamaya başladı. Ama Aysu’nun amıyla birlikte, resmen amından süzülen döllerimi de yalıyordu. Bu manzara sikimin yeniden sertleşmesine sebep oldu. Serdar am yalarken, ben de kalkmış yarağımı Aysu’nun ağzına verdim. Serdar bu işlerde tecrübeliydi, amını yalayarak kudurtmuştu Aysu’yu. Aysu amının yalanmasından aldığı zevkle, benim yarağımı daha iştahlı yalıyordu. Serdar sonra Aysu’yu yeniden domalttı, yarağını Aysu’nun götüne yaslayıp, bir seferde kökledi. Aysu, önce, “Ahhh!” diye bağırdı, ama Serdar götüne seri bir şekilde pomplamaya başlayınca, “Ohh, sikin beni!” diye inledi. Ben de elimi amına attım, amından halen döllerim süzülüyordu. Aysu yarağımı tekrar ağzına aldı, kudurmuş gibi sakso çekiyordu. Sonunda Serdar böğürerek Aysu’nun götüne boşalınca, ben de fazla dayanamadım ve Aysu’nun ağzına boşaldım…

Biraz kendimize gelince toparlandık. Serdar bir sigara yakıp Aysu’ya verdi, bir tane de kendine yaktı. Ben sigara da içmiyordum. İkisi birden içince, Lüx arabanın içi bir anda duman dolmuştu. Öksürmeye başladım. Temiz hava almak için camı araladığımda, ikisi birden bana güldüler. Sedar, “Aferin delikanlı, seni takdir ediyorum! Sikişirken iyi bir performans sergilemek istiyorsan, alkol ve sigara hiç iyi değil!” dedi. Sigaraları bitince arabayı çalıştırdı ve yurdun yolunu tuttuk. Kız yurdunun önüne geldiğimizde, Serdar Aysu’ya, “Merak etme, hamile kalmazsın, kalırsan da Jinekolog arkadaşım var, aldırırız!” dedi. Aysu, “Jinekoloğa gerek yok, ilacı da var bunun, ama biraz pahalı!” dedi. Bunun üzerine Serdar cüzdanını çıkardı ve Aysu’ya 500 Lira uzattı. Aysu orospusu parayı görünce sevincinden uçtu resmen.

Aysu arabadan indikten sonra, Serdar bana da bir miktar para uzattı, ama ben kabül etmedim. Almam için ısrar etti, “Oğlum öğrencisin, yüzsüz olacaksın, biz de zamanında öğrencilik yaşadık, halden anlarız!” diyerek zorla elime tutuşturdu. Parayı cebime koyarken baktım ki, bana tam 1.000 Lira vermişti. Bu para benim en az 3 ay işimi görürdü. Ben arabadan inerken, “Haa, şunu da al, bir ihtiyacın falan olursa, çekinme ara!” diyerek, bir de kartvizitini verdi. Vedalaşıp, gaza bastı ve hızla uzaklaştı.

Alinti 3543 Hikayesi

Çömelmiş Çamaşır Yıkayan Yengemin Külotunu Görünce! (Hakan 25 Y., Aksaray / Türkiye)

Selam arkadaşlar, ben Hakan. 25 yaşındayım, bekarım. Aksaray’ın küçük bir köyünde yaşıyorum. Ben de size abimin karısı yengemi siktiğimi anlatacağım. Yengem ben daha 6 yaşındayken abimle evlendi ve bizim aileye gelin geldi. Abim şu anda 44 yaşında. Yengem ise 41, oldukça kilolu, 120 kilonun üzerinde, koca götlü, koca göğüslü, normal güzellikte köylü bir kadın. 3 çocukları var, en büyüğü kız evlendi ve yurtdışında yaşıyor. Geriye kalan 2 çocuk ta erkek, biri 16 ve en küçüğü 7 yaşında. Köyde abimle evlerimiz aynı avlunun içinde, dip dibe. Bundan 5 sene önce annemi, 2 sene önce de babamı kaybettik. Yani 2 senedir bizim evde ben tek kalıyorum. Bekar olduğum için, bizim evin işlerini ve temizliği falan da yengem yapar.

Askerden geldiğim günlerdi. Askerden gelen arkadaşlar bilir, çok azgındım. Bir sabah avludan gelen türkü sesiyle uyandım. Tül perdeden dışarı baktığımda gözlerime inanamadım. Yengem avluda türkü söyleyerek çamaşır yıkıyordu. Çömelmiş, önünde leğen, eteğini dizkapaklarına kadar toplamış ve alttan beyaz külotu görünüyordu. Aramızdaki mesafe 3 metre anca vardı. Yengemi ilk defa bu halde görüyordum, bu güne kadar ayak bileğini dahi çıplak görmemiştim. Bacakları çok kalın, ama bembeyaz, süt gibiydi. Tül perdenin arkasından yengemi röntgenlemeye başladım. Zaten azgındım ve yengemin bacaklarını ve külotuna sığmayan amını gördükçe daha bir felaket azdım, yarağım kazık gibi oldu. O ana kadar yengem hakkında en ufak cinsel bir düşüncem olmamıştı, ama o anda elim yarağıma gitti ve yengemi röntgenleyerek 31 çektim. O günden sonra yengem 31’lerimin kraliçesi oldu. Aklımdan yengemi sikme fikirleri de geçiyordu, ama hiç teşebbüs edemedim. Çünkü çok korkuyordum, yengem çok dindar, namuslu ve çok da ters biridir.

Bundan 8 ay evvel, abim yanında çalıştığı ağayla birlikte tarladan taktörle gelirlerken, traktör devrilmiş, ağa ölmüş ve abim de ölümden dönmüştü. Ama kazadan sonra abimin belden aşağısı tutmaz olmuştu. Hastane, doktor, iğne ilaç derken abim yatağa mahkum oldu ve yengemle de ayrı yatmaya başladılar. Abim televizyonlu odada, yengem de yatakodasında küçük oğluyla beraber yatıyordu. Abimin büyük oğlunu ise ablası, kazadan bir ay öncesinden eniştesinin yanına çalışmaya yurtdışına götürmüştü. Şimdi evde bir tek küçük oğlan ile kalmışlardı. Zamanla artık abim de, biz de abimin bu durumuna alıştık.

Günler böyle geçip gidiyordu, ama benim yengeme karşı arzum hergün biraz daha artıyordu. Bir kış günüydü, biraz abimle muhabbet edeyim diye onlara gittim. Ama yengem her odaya gidiş gelişinde her yeri löpür löpür sallanıyordu. Hele o geriye çıkık koca götü yokmuydu, sanki eteğin içinde yastık varmış gibi duruyordu. Göğüslerine ise herhalde dar bir sütyen takmıştı ki, sütyen göğüslerini yukarı doğru sıkştırmış, yanlardan biraz taşmış, ama dimdik duruyorlardı. Ben bunları görünce benim yarak hareketlenmeye başladı ve kalkık sikle abime yakalanmadan gitmek istedim. Vedalaşıp kalktım. Tam dış kapıdan çıkacakken yengem arkamdan seslendi, “Çay koydum!” diye. Ben de dönüp, “Yok sağol yenge, içmeyeceğim!” dedim. Ama benim yarak pantolona sığmıyordu. Yengem görmüştü yarağımın kalkık olduğunu, gözü önümdeydi. Birşey demeden uzaklaştım ordan…

Birkaç gün sonra yengem yeğenimle gelerek, “Çocuk sabaha kadar uyumadı, ateşi var, şehire hastaneye götürelim!” dedi. “Tamam yenge!” deyip, komşulara arabaya baktım, ama herkes şehire gitmişti. Köy dolmuşu vardı, mecburen onu beklemeye başladık. O da hep tıka basa dolu oluyordu, üstelik o gün şehirde köylüler için kurulan pazar vardı. Sonunda dolmuş geldi, en arkada sadece 1 kişilik boş yer vardı. Arkadaki yaşlı kadın seslendi, “Evladım gelin buraya oturun, sıkışırız!” diye. Ben cam kenarına geçtim, yengem kadına dönük olarak aramıza oturdu, kadınlardan bir de yiğenimi kucağına aldı. Ve Dolmuş hareket etti. Ama yengemin koca kalçası tam önüme baskı yapıyor, götünün yarığını önümde hisediyordum. Doğal olarak benim yarak coştu, kazık gibi oldu. Bir yere de dönemiyorum, yarrağım yengemin devasa götünün yarığının arasına gömüldü sanki. Yengemin bunu hissetmemesi mümkün değildi. Çok korkuyordum. Ama bir terslik vardı, sanki yengem de kendini bana bastırıyordu. Neyse, kazasız belasız (küloduma boşalmadan) şehre geldik. Hiçbir şey olmamış gibi hastaneye gidip, yiğenimi muayene ettirdik. Sonra yine bir Dolmuşla köye geri döndük. Dönüşte bindiğimiz Dolmuş fazla kalabalık değildi.

Ertesi gün öğlene doğru yengem bizim evi temizlemeye geldi. Ama yengemin derdi temizlik değilmiş, divana oturdu ve “Gel otur şöyle bakalım, konuşalım biraz!” dedi. “Buyur yenge?” diyerek, yengemin yanına oturdum. Yengem direkt, “Utanmıyormusun sen?” dedi. “Ne oldu ki yenge?” dedim. “Bilmiyormuş gibi davranma! Dolmuştan bahsediyorum!” dedi. Ben de, “Yenge Dolmuş tıka basa doluydu, bunu kendin de biliyorsun, kımıldayacak yer mi vardı sanki?” dedim. Yengem, “Tabii tabii! Dolmuş dolu diye beni nerdeyse götümden siktin ulan!” deyince, ben utancımdan yerin dibine girdim. Yengem, “Demek kaynımın siki yengesine de kalkıyormuş!” dedi. Benim verecek cevabım yoktu, ama yengem böyle götlü sikli konuşunca, elimde olmadan benim yarak hareketlenmeye başlamıştı. Bu da yengemin gözünden kaçmadı tabii, “Bak bak, işte yine kalkıyor! Ne biçim erkeksin sen, insan hiç yengesine sikini kaldırır mı? Oğlum amsızlık başına mı vurdu senin?” dedi. Yengemin söyledikleri doğruydu, ama bunu söyleyiş tarzı çok zoruma gitmişti, “Yenge bak ayıp oluyor, böyle terbiyesiz terbiyesiz konuşma!” dedim. Yengem, “İyi valla, sen yengene yarrağını kaldırınca ayıp olmuyor da, ben böyle konuşunca mı ayıp oluyor?” dedi.

Birden tepem attı, “Yeter be! Benim başıma amsızlık vurmuşsa, senin başına da yarraksızlık vurmuş!” deyip, yengemi divana yatırdım ve üzerine çullandım, boynunu boğazını öpmeye başladım. Yengem, “Ne yapıyorsun? Ben senin yengenim, abinin karısıyım! Dur yapma! İstemiyorum!” diyor ve altımda debeleniyordu. Ben de, “Bal gibi de istiyorsun yenge, abim kaza yaptı yapalı erkeksizsin!” dedim. Yengem, “Orası öyle de, ama abini aldatmam mı gerek?” dedi. “Yenge, bırak naz yapmayı da, gel birbirimizin ateşini söndürelim, ikimiz de sikişmek için kuduruyoruz işte!” dedim ve devam ettim boynunu boğazını öpüp yalamaya. Bu arada benim yarrak yengemin koca göbeğine baskı yapıyor ve heyecandan dizlerim titriyordu. Yengemi sarmalamıştım, ama yengem kollarımın arasına sığmıyor, ellerim kalçalarına yetişmiyordu. Ama her yeri yumuşacıktı. Boynundan sonra yüzüne, dudaklarına öpücükler kondurmaya başladığımda, artık yengem de debelenmeyi bıraktı. Şimdi yengemin koca memelerini okşuyordum, ama onlar da ellerime sığmıyordu…

Yasak ilişki olduğundan olsa gerek, çok zevk alıyordum, çünkü kollarımın arasındaki kadın benim abimin karısıydı, yengemdi. Yengem de sonunda naz yapmayı bırakmış ve dudaklarıma yapışmıştı. Dudakları çok kalındı ve dudaklarımı öyle bir emiyordu ki, anlatamam. Yengem sonra elini benim eşofmandan içeri soktu. Yarrağımı elleyince birden durdu ve yüzüme bakarak, “Bu ne lan?” dedi. “Ne oldu yenge?” dedim. “Ulan bu nebiçim yarak böyle, keser sapı gibi!” dedi. Ben de, “O keser sapını şimdi senin amına köküne kadar sokacam!” dedim. Yengem yarağımı eşofmanımdan çıkarıp baktı ve “Ohhh, tam amıma göreymiş!” dedi. Divan hiç rahat değildi, kalkıp yatakodama geçtik. Yengem hemen soyunmaya başladı. Benim kalbim öyle bir atıyor ki, sanki yerinden çıkacak. Yengem soyundukça ben azıyorum. Bir de kırmızı bir sütyen takmış ki, göğüsleri her yerinden taşmış. Sütyenini çıkartınca göğüsleri ta göbeğinin üstüne düştü. Göğüs başının 10-15 santim çevresi simsiyah, ama vücudunun geri kalan kısmı bembeyaz, süt gibi, leke yok. Göğüs uçları ise fındıktan daha büyük, tam emilmelik…

Eteğini de çıkarınca ben bir tuhaf oldum, altında yine kırmızı, dantelli bir külot vardı. Ama beni tuhaf eden külot değil, yengemin göbeğiydi. Göbeği çok aşağıya sarkık ve göbek deliğinden aşağıya doğru göt yarığı gibi duruyordu. Göbek kısmı ise çok buruşuktu. Kollarının üst kısmı, benim bacağım kadar kalın ve etliydi. Bir bacağı ise, benim iki bacağımdan daha kalındı. Bu arada ben de boxerime kadar soyunmuştum. Ben boxer ile, yengem de külotla, yatağa girdik. Yorganın altında ben boxerimi çıkardım, yengem de külotunu çıkarıp yastığın kenarına koydu. Yengem yataga sırt üstü uzanmıştı, bense tam üstünde değil hafif yan dönmüş şekilde, yengemin yüzünü öpüyor, kulak memelerini emiyor, bir yandan da koskoca göğüslerini yoğuruyordum. Yengemin göbeğine elimi attım. Göbeği buruşuk olduğu için, elim sanki pütür pütür birşeylere değiyordu. Bu arada öpüşüyorduk ve yengem dilini ağzımın içine sokmuş, ben de dilini emiyordum…

10 dakika falan öpüştük. Yengem kısık bir sesle, “Dayanamıyorum, hadi artık sok amıma, amımın içinde soba yanıyor sanki!” dedi. Ben de, “Sabret yenge! Merak etme o gördüğün keser sapı gibi yarrağı amının dibine kadar oturtacağım!” dedim. Yengem, “Hadi aslan kayınım, sok amıma yarrağını, sik yengeni!” diyor, beni daha da çıldırtıyordu. Ama öyle hemen sikmeyecektim, tadını çıkaracaktım. Göğüslerine yumuldum, güzelece o siyah kısmı yaladıktan sonra, ağzımın içine alabildiğim kadar alıp emmeye başladım. Süt kokan memelerini öyle bir emiyorum ki, yengem zevkten kuduruyordu. Fındık gibi ucunu dudaklarımın arasında iyice bir eziyor, sonra var gücümle içime çekiyorum. Yengem çığlık atacak, ama atamıyor, ağzına yorganı almış, inleyerek burnundan soluyordu. Göğüslerinden göbeğine indim. Göbeğini avuçladıkça elime et doluyor, iyi bir sıkıyorum, dilimi göbeğinin koca deliğine sokup sokup çıkarıyorum, dilimle göbeğini sikiyordum adeta. Göbek kısmındaki etleri ağzıma alıp somuruyordum. Bukadar zevkli kılan ise, şuan her yerini emdiğim 3 çocuk annesi kadının, abimin karısı, yani yengem olmasıydı…

“Bacaklarını topla yenge!” dedim. Yengem, “Niye?” dedi. Ben de, “Amını yalayacam!” dedim. Yengem şaşırmıştı, “Am yalanır mı hiç?” dedi. “Yalanır, sen bana bırak!” dedim. Yengem ise, “Hadi kurban olayım sok yarağını amıma artık!” deyip, beni mahf ediyordu. Yorganın altında amını göremiyordum. Dilimi değdirdiğimde yengemden, “Ihhh!” diye bir ses çıktı. Dilim, baya büyük, biraz da pütürlü birşeye değmişti. Merak ettim ve elimle yokladım amını, kocaman bir yarıktı. Elimi yukarıya doğru götürdüğümde ise, elime kocaman birşey geldi. Merakla yorganı açıp bakmak istedim. Yorganı açınca, yengem, “Ne oluyor? Yorganı kapat, üşüyorum!” dedi. Ben de, “Sikecegim amı görmek istedim sadece!” dedim. Yengem, “Bildiğin am işte! Hadi, yanıyor amım, sok yarrağını!” dedi. Ama ben yengemin amını görünce şok olmuştum. Yengemin amı gerçekten çok büyük, aşırı sekilde kabarık, derin bir çizgi, yaklaşık 20 santim uzunluğunda. Amındaki kılları ise arpa boyu kadar vardı. Ama beni bundan çok şaşırtan, biraz önce dilime değen o kocaman pütürlü şeyin, kilitorisi olmasıydı. İlk defa böyle birşey görüyordum. Siktiğim oruspuların amlarını da görmüştüm, porno filmlerdeki kadınların amlarını da görmüştüm, ama böyle bir şey ilk defa görüyordum. Yengemin kilitorisi Ceviz büyüklüğünde, çok kaygan ve biraz da pütürlüydü.

O koca kilitorisi avcumun içine alıp, sıkmaya ve okşamaya başladım. Yengemin aldığı zevle gözünden yaşlar gelmişti. Yengem tekrar üşüdüğünü söyleyince, yorganı tepemize çektim, yengemin geriye yasladığı bacaklarını kollarımla alttan sıkıca kavrayıp, kafamı yengemin o koca amına gömdüm. Dilimi amının derin yarığına sokup alttan yukarıya doğru yalıyordum. Burnum kilitorisine değince duruyor ve o büyük kilitorisi ağzımın içine alıp, güzelce emiyordum. Klitorisi ağzımı komple dolduruyordu ve var gücümle içime çeke çeke emiyordum. Amının koca dudaklarını parmaklarımla ayırıp, dilimi amının deliğinin içine sokuyordum. Ağzımın içi yengemin amının sularıyla yapış yapış olmuştu. Fakat çok güzel tadı vardı, amından akan suların hepsini yaladım yuttum. Sonra yorganın altından çıkıp, yengemin kafa hizasına geldim. Yengem kısık bir sesle, “Beni öldürdün!” dedi. Ben de, “Güzel değilmiydi yani?” dedim. “Güzel ne demek, şahaneydi! Abin hiç yapmazdı böyle, sadece üstüme çıkar, 1-2 depinip inerdi. Sonra da iyi siktiğini zannederek övünürdü!” dedi. Ben de, “Yenge, sana sikişmek nasıl oluyor gösterecem!” dedim. Ağzımı yengemin külotuna sildim ve tekrar öpüşmek istedim.

Yengem dudaklarını kaçırıp, “Hani, nezaman sikeceksin? Akşam oldu, daha yarağını amıma sokmadın!” dedi. “Sokacam sokacam merak etme, ama önce sen de benim yarağımı bir yala bakalım, ondan sonra!” dedim. Yengem çekine çekine yorganın altına girip, yarağımı 2 eliyle gövdesinden tutup, kafasına dilini değdirmeye başladı. “Ağzına al, em!” dediğimde, “Kafası çok büyük, ağzıma sığmaz!” dedi ve ağzına sığdırabildiği kadarını alıp, emmeye başladı. Ama öyle bir emiyor ki, ‘Cork, cork!’ ses çıkıyor. Gövdesinden de sıkıca tutmuş, yarağımın damarları patlayacak zannettim. Kalbim sanki yarağımın kafasında atıyordu. Yengem yarağımı biraz daha emdikten sonra yorganın altından çıkıp, “Tamam, isteğini yaptım, hadi şimdi sik beni!” diyerek yanıma sırt üstü yattı.

Artık benim de fazla sabredecek halim kalmamıştı, yengemin kalın bacaklarının arasına girdim. Yengem yastığın birini koca götünün altına koydu, amı kabak gibi ortaya çıktı. Yarrağımı kökünden tutup, kafasıyla yengemin amına birkaç kere sertçe vurdum, sonra amının yarığına güzel bir fırça çektim, o büyük kilitorisine yarağımın kafasını biraz sürttüm. Yengem kafasını bir oraya bir buraya çevirip duruyor, “Hadi sok artık!” diye yalvarıyordu. Bacaklarının arasına güzelce yerleştim, yengemin dev cüssesinin üstünde çocuk gibi kalmıştım. Sadece kafalarımız yorganın dışındaydı. Yengemin amı sırıl sıklam ve çok aşırı kaygan olmuştu. Yarrağım yengemin amına santim santim giriyordu. Yengemle göz gözeydik ve nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Ani bir hareketle öyle bir yüklendim ki, yarrağım yengemin amının dibine kadar oturdu. Yengemden öyle bir, “Ohhh!” çıktı ki, anlatamam. Yengem bacaklarıyla beni içine hapsetti ve yüzüme zevkle karışık acıyla bakarak, “Yarrağın mideme kadar oturdu!” dedi…

Yengem bacaklarını gevşettiğinde, ben de yavaş yavaş amına girip çıkmaya başladım. Birkaç dakika sonra tempomu giderek hızlandırdım. Artık yengemin amına her vurduğumda, taşaklarım yengemin götüne çarpıyordu. Yengem de o kalın yumuşacık kollarıyla beni sıkıca sarmıştı. Var gücümle yengemin amının en dip noktalarını yarağımın kafasıyla dövüyordum. Yengem boynumu boğazımı, nerem denk gelirse koparacak gibi emiyordu. Ben 15 dakika deli gibi pompaladıktan sonra yorulmuştum ve artık boşalmak istiyordum, ama önce yengem boşalsın diye bekliyordum. Yengeme sordum, “Boşalmıyormusun daha?” diye. Yengem kısık bir sesle, “Üçüncüye boşalacam!” dediğinde şaşırmıştım. “Ben de boşalmak üzereyim, beraber boşalalım!” dedim. Yengem, “Tamam canım!” deyip, bir süre sonra da, “Ben geliyorum!” diye inledi. “Ben de geliyorum!” deyip, son defa bir yüklendim ve içine patladım. Döllerim şelale gibi geliyordu, hiç bitmeyecek zannetim, boşaldıkça boşalıyordum. Yengem de, “Aslan kayınım, sula yengenin yanan amını! Ohhh!” diyerek inliyordu…

Hayatımda hiçbir şeyden bu kadar zevk almamıştım. Keyifle bir sigara yaktım. Sigaramı içerken de yengeme, ilk defa onu çamaşır yıkarken bacaklarını ve külotunu görüp 31 çektiğimi anlattım. Yengem de gülerek, “Seni hınzır seni! Ama birdaha 31 çekip döllerini boşa akıtırsan, valla öldürürüm seni! Bundan sonra hep beni sikeceksin!” dedi ve dudaklarımdan öptü. Sonra da, “Ben gideyim artık, daha yemek yapacam!” diyerek, giyinip gitti…

Ertesi sabah yine avludan gelen türkü sesiyle uyandım. Pencereden baktığımda, yengem yine çamaşır yıkıyordu. Ama busefer eteği kapalıydı, hiçbir yeri görünmüyordu. Pencereyi açıp, “Günaydın yenge!” dedim. Yengem de gülümseyerek, “Günaydın!” dedi ve gözlerimin içine bakarak eteğini dizkapaklarına kadar sıyırdı. Altına külot giymemişti, gülerek bana amını gösteriyordu. Ben de şakasına 31 çekiyormuş gibi yapınca, yengem hemen eteğini indirdi ve kaşlarını çatıp, “Öldürürüm valla seni!” dedi :))

EBRU (ALINTI) Hikayesi

Bazen bir insanın kendini gerçekten tanıması, aslında ne olduğunu anlaması zaman alır. Ve bir gün öyle bir şey olur ki, birden o ana kadar hiç bilmediğiniz yönlerinizi keşfedersiniz. Tabii bu iyi sonuçlar da getirebilir, kötü sonuçlar da. Bu biraz da sizin konuya nasıl baktığınıza bağlı olur. Bazı şeyler sizin hoşunuza gidebilir ama başkalarının olası tepkilerini göz önüne alıp, o aslında olduğunuz insan olmaktan kaçınmaya çalışırsınız. Ya da, olaylar sizi başkalarının nasıl tepki göstereceklerine hiç aldırmamanıza neden olabilecek bir yönde gelişir. Ve ne olursa olsun, içinizden birdenbire çıkıveren insan olmayı kabullenirsiniz.

Benim aslında ne olduğumu anlamam için önce evlenmem gerekti, sonra da bu evlilikle aynı anda başlayan bir kendimi tanıma sürecinden geçerek bugün olduğum insan haline geldim. Evet, bunun için başkalarının ne tepki göstereceğiyle ilgili tüm endişelerden sıyrılmam da gerekti tabii ama ben hem özgür irademle böyle olmasını seçip tüm riskleri aldım, hem de, elimden geldiği kadar dikkatli davranıp, bugüne kadar tepki almadan yaşamayı başardım.

Size herşeyi anlatabilmem için önce Ebru’dan, yani karımdan söz etmem gerekiyor. Çünkü, geçirdiğim değişimin temelinde karım var. Yani aslında ne olduğumu anlayıp bundan son derece hoşlanmama ve kendimi kaptırıp, tüm hızıyla bu yeni kişiliğimi yaşamama neden olan Ebru.

Aslında karımı anlatabilmek için tek bir kelime bile yeterli. Tam bir “am” Ebru. İlk başta onunla evlenmeye kalkışmamın ardında da onun bu “am” olma özelliği vardı, değişimimin temelinde de. Ama size onunla ilgili biraz daha bilgi vermem gerektiğini de biliyorum bu arada.

Açık kumral saçlar, bembeyaz ve pürüzsüz bir ten, kuğu kadar zarif bir boyun, küçük birer portakal iriliğinde, kütür kütür ve yusyuvarlak memeler, incecik bir bel, birden genişleyen baştan çıkarıcı dolgun kalçalar, uzun ve gerçekten kusursuz bir çift bacak, yumuşacık ve resim kadar güzel ayaklar. Bütün bunların üstüne de, insanın bakmaya doyamayacağı kadar güzel ve şehvetli bir yüzü ve insanın aklına yalnızca bir tek şeyi, onu biran önce sikmeyi getiren yemyeşil bakışları koymak gerekiyor tabii.

Onunla, yaklaşık 2 yıl önce; o 21, ben 36 yaşındayken tanıştık. Bir arkadaşımın karısının akrabasıydı. Beni akşam yemeğine davet etmişler ve oraya gittiğim andan itibaren kendimi tümüyle Ebru’ya kaptırmıştım. Tabii ilk isteğim, onu biran önce sikmekti. Aslında; sonrasıyla karşılaştırıldığında, öyle abartılı ve tahrik edici de giyinmemişti Ebru ama, söyledim ya, kelimenin tam anlamıyla bir “am” olarak görünmüştü gözüme.

Yemek bittiğinde onu evine bırakma işini ustaca üstlenmiş, sonra da kendi evime atmıştım tabii. O andan itibaren de Ebru’nun esiri olmuştum zaten. Doymak bilmez bir sikiş makinesi gibiydi. Elimi neresine değsem tepki veriyordu. O ilk gece; Ebru’nun sikişmekten ne kadar çok zevk aldığını ve karşısındakine de ne kadar çok zevk verdiğini keşfederek, resmen yamulmuştum. Sabaha kadar iliklerimi boşaltmıştı adeta.

İki ay içinde evlendik.

Çevremizdeki herkes birbirimize çok yakıştığımızı düşünüyordu. Laf aramızda hala da öyle düşündüklerini biliyorum. Bunun nedeni ise hiç bir şeyin farkında olmamaları. Neyse lafı uzatmıyayım. Haziran’ın son günlerindeydi. Nikah dairesinden çıkar çıkmaz kendimizi havaalanına atmış ve uçağa bindiğimiz gibi Bodrum’a gitmiştik. Ve değişim de orada başladı işte.

Bir hafta boyunca kalacağımız 5 yıldızlı otele vardığımızda akşam olmuştu. Dışarı çıkıp yemek yemeyi ve sonra da Bodrum’un barlarında eğlenmeyi kararlaştırmıştık. İlk şoku, karım giyinmesini tamamlayıp banyodan çıktığında yaşadım. Karşımda duran benim alıştığım Ebru’ya hiç benzemiyordu çünkü. Uçuk eflatun, incecik bir giysi geçirmişti üstüne. Sicim kadar ince iki askı omuzlarından geçerik giysiyi tutuyordu. Kolları, omuzları ve boynu, ortasına kadar sırtı ve memelerinin üstü meydandaydı. İncecik streç kumaş, memelerini, karnını ve kalçalarını sarıyordu. Eteği kasıklarının yarım karış kadar altındaydı. O güzelim, bembeyaz bacakları çıplaktı. Ayaklarına ise yalnızca bir kaç ince deri battan oluşan, iyice yüksek topuklu ve altları incecik kösele, siyah bir çift ayakkabı giymişti.

Sikim biranda kalkmıştı onu böyle görünce. İçimden geçen, dışarı çıkmak yerine onu yatağa atıp doyasıya sikmekti. Yürüyüp ona sarıldım. Aynı anda da, giysinin altına hiç bir şey giymemiş olduğunu anladım. Gerçi bu giysinin altına sutyen takması olanaksızdı zaten ama kilotu da yoktu. Bunun farkına varmak ise sanki mümkünmüş gibi sikimin biraz kalkmasına neden olmuştu yalnızca.

Ebru niyetimi anlamıştı tabii. Bir adım geri çekilip gözlerimin içine bakarak;

-“Acele etme sevgilim…” dedi, “Nasıl olsa geri geleceğiz… Hem inan bana, o zaman daha güzel olacak…”

Sesimi çıkarmadım. Yalnızca bir kaç saat önce evlenmiştik ve bu akşamı eğlenerek geçirmek istemesini anlıyordum. Ondan uzaklaştım. Ama üstümdeki incecik patolonun önü çadır gibi olmuştu. Karımın gözleri bunu hemen yakaladı tabii:

-“Uffff çok güzel olmuş…” dedi kıkırdıyarak, “Ama bence eline bir şey al da, sokaklarda böyle dolaşmaK yerine önünde tutup durumu gizle istersen…”

Doğru söylüyordu. Dolaptan spor bir gömlek aldım elime. Sonra dışarı çıkmak için aşağıya indik. Lobiden geçerken Ebru önümde yürüyordu ve ben de gömleği almakla ne kadar isabetli bir iş yapmış olduğumu anlıyordum. O başdöndücü kalçaların incecik kumaşın altından olduğu gibi belli olmaları bile yeterdi aslında. Ama sanki inadına yapıyormuş gibi iyice de çalkalaya çalkalaya yürüyordu karım. Manzara, insanın aklını başından alacak gibiydi.

Takside ise oldukça ilginç bir durum çıktı ortaya. Ben şoförün arkasında oturmuştum, Ebru ise sağ taraftaydı. Önce şoförün ön camın sol tarafına taktığı panoramik aynayla oynadığını farkettim, sonra da Ebru’ya baktım. Öyle bir oturmuştu ki, neredeyse amı görünecekti. Şoförün, bu akıl almaz manzarayı seyredebilmek için aynasına ayar yapmaya çalıştığı belliydi. Sesimi çıkarmadan bekledim. Son derece heyecanlanmıştım ve ne olacağını merak ediyordum doğrusu. Karım ise kıpır kıpırdı. En çok hareket eden yeri ise bacaklarıydı bu arada. Birden onun da durumun farkında olduğunu kavradım. Şoförün bacaklarını seyrettiğini biliyordu ve sürekli hareket ederek ona daha da çok göstermeye çalışıyordu.

Bodrum’un içinde, taksiden inerken, dikkatimi şoförün yüzündeki üzüntülü ifade çekti. Yolculuğun çok kısa sürmüş olduğunu düşünüyordu herhalde. Ama Ebru inerken ona son bir iyilik daha yaptı. Bacakları öyle bir aralandılar ki, eminim adam bu sefer amını bile görmüştü.

Yanyana, sahil boyunca yürüyerek Karada Marina’ya kadar gittik. Yanımızdan geçen tüm erkeklerin gözü karımın üstündeydi ve ben gömleğimi yanıma aldığım için kendimi çok mutlu hissediyordum. Sikim, bir an için bile yumuşamıyordu.

Marina’da, bir restoranın terasına oturup yemeğimizi yedik. Başta; yemek boyunca biraz kendime geleceğimi sanmıştım ama, yanıldığımı hemen anladım. Gerçi ben oturduğum yerden göremiyordum ama çevremizdekilerin gözleri önünde müthiş bir manzara olmalıydı. Karımın bacakları, örtüsü olmayan masanın altından olduğu gibi görünüyor olmalıydı. Tüm erkeklerin gözü onun üstündeydi. Şarap içiyorduk ve alkolün etkisiyle olmalı, Ebru iyice kıpır kıpır bir hale gelmişti artık. Bu yetmiyormuş gibi, yakın çevremizdeki tüm erkeklerin gözü de, giysinin altından bütün güzelliğiyle belli olan baştan çıkarıcı memelerindeydi. Bize servis yapan garsonun ik**ebir yanımıza gelmesinin nedeninin de karımın memeleri olouğundan hiç kuşkum yoktu. Sikim pantolonumu yırtacak bir hale gelmiş, inmek bilmiyordu.

Yemekten sonra yine yürüyerek geriye, Barlar Sokağı’na döndük ve ilk bulduğumuz bara daldık. Ebru elimi tutup ısrarla beni bana doğru götürdü ve yüksek bar taburelerinden birine çıkıp oturdu. Yine müthiş bir manzara çıkmıştı ortaya. Bacakları, neredeyse kalçalarına kadar meydandaydılar. Orada ikişer viski içip bir kaç saat oturduk. Doğaldır ki, yakın çevremiz gözlerini karımdan ayırmayan sürüyle erkekle dolmuştu yine.

Bir taraftan da, Ebru’nun yüzünde meydana gelen ifade değişikliği dikkatimi çekiyordu. Gözleri hafifçe buğulanmış, dudakları ıslak ve aralıktı. Her halinden onun da çok tahrik olduğunu anlayabiliyordum. Anlamadığım tek şey, bu durumun beni neden bu kadar çok etkilediğiydi.

Sonra çıkıp yeniden bir taksiye bindik ve otele doğru yola çıktık. Ebru, tıpkı önceki takside yaptığı gibi, şoförü yol boyu deli etmeyi sürdürdü bu arada. Eteği artık neredeyse beline kadar sıyrılmıştı. Onun kendini gösterdikçe tahrik olduğunu, tahrik oldukça da kendini daha çok gösterdiğini farkedebiliyordum.

Otele girdiğimizde tek isteğim karımı biran önce odaya götürmek ve deli gibi sikmekti. Ama bunu başaramadım. Ebru, otelin havuz başı barında da biraz oturmak için ısrarlıydı. Çaresiz kabullendim ve bir saatten fazla bir süreyle, yeni bir teşhircilik örneğine tanıklık etmek ve daha da çok tahrik olmak durumunda kaldım. Sonra birden bana bakmaya başladı karım:

-“Ohhh sevgilim…”dedi, “Canınm sikilmek istiyor…. Ohhh sikilmek istiyorum sevgilim… Hadi beni odamıza götür…”

Asansöre bindiğimizde ikimizden başka kimse yoktu. Elimi eteğinin altına sokup amını avuçladım karımın. Tanrım, ateş gibi yanıyordu Ebru’nun amı ve akıl almayacak kadar ıslanmış, vıcık vıcık olmuştu. Birden beli gelmeye başladı. Başını omuzuma yaslamıştı ve tüm vücudu sarsılıyordu.

Odaya girer girmez, önce ayakkabılarını sonra da giysisini çıkarıp attı. İnanılmaz güzel, inanılmaz tahrik edici ve inanılmaz derecede tahrik olmuş görünüyordu. Ben hızla soyunmaya çalışırken gelip önümde çömeldi. Uzun parmakları çatlama noktasına gelmiş sikimi kavradılar. Sonra ağzının açılışını ve o güzelim dudaklarının sikimin mosmor olmuş başına kapanışını, zevkten kısılmış gözlerle izledim. Bir anda içimde bir top patlamış gibi oldu. Belim fışkırmaya, Ebru’nun ağzına dolmaya başladı. Bu onun da bir kez daha belinin gelmesi için yeterli olmuştu. Yine tüm vücudu sarsılıyordu. Gözleri kapalıydı. Ama inanılmaz bir hırsla emmeyi sürdüyordu. İçimi boşaltana kadar da emmeyi sürdürdü.

İşin ilginç tarafı, sikimin hiç bir inme belirtisi göstermemesiydi bu arada. Karım bütün tohumlarını, damla bile israf etmeden midesine indirdikten sonra da emmeyi bir süre sürdürdü. Sonra da sikimi ağzından çıkarıp yalamaya başladı. Bir eliyle taşaklarımı mıncıklıyordu. Birden ayağa kalkıp beni yatağa doğru itti. Sırtüstü uzandım yatağa, Ebru da hızla üstüme çıkıp sikimin üstüne çömeldi. Bir eliyle sikimi dibinden kavramıştı. Sonra birden oturdu sikimin üstüne. Bir anda, dibine kadar içine almıştı beni. Amı alev alev yanıyordu. İçinden sızan am sularının taşaklarıma aktığını hissediyordum. Müthiş bir sikişe başladık sonra da.

Neredeyse sabaha kadar sikiştik o gece. Karım çıldırmış gibiydi. Sikimin üstünde bir dansöz gibi dansediyordu sanki. Zaman zaman biraz doğrulup sikimi amından çıkarıyor, sonra da götüne dayayıp yeniden oturuyordu üstüne. Peşpeşe beli geliyordu. Benim belim geldikçe de büyük bir telaş içinde sikimi ağzına alıyor, emerek, yalayarak yeniden kaldırıyor ve tekrar o başdöndürücü deliklerinden birinin içine alıyordu.

Sonunda ikimiz de bitap düşüp kendimizden geçtik.

Sabah uyandığımda, Ebru yanımda uyuyordu. Hala çırılçıplaktı. Saçları karışmış bir halde darmadağındı. Bacaklarını dizlerinden kıvırıp karnına çekmiş, sağ yanına yatmıştı. Dirseğime dayanıp onu seyretmeye başladım. Pırıl pırıl kılsız amı ve götünün pembe küçük deliği perişan bir halde görünüyordu. Her tarafta kurumuş bellerim vardı. Üstelik her iki deliğinden de hala bel sızdığını görebiliyordum. Gördüklerim, sikimin bir anda kalkıp kazık gibi olmasına neden olmuştu. Sabaha kadar sikiştikten sonra bunun nasıl olabildiğini anlamakta güçlük çekiyordum ama, gerçek buydu.

Ben de yan yatıp arkasına geçtim ve sikimi götünün hala biraz açık duran deliğine dayayıp bastırdım. İçi hala bellerimle o kadar kaygandı ki, bir anda dibine kadar girdi sikim. Bu da karımın uyanmasına neden oldu tabii.

-“Ohhhh sik beni sevgilim…”diye inledi sonra da, “Ohhhh sik hadi götümü…”

Zaten başka bir istediğim yoktu ki. Yavaş hereketlerle sikmeye başladım onu. Gerçekten de çok büyük zevk alıyordu Ebru. Vücudu dalga dalgaydı. Kısa bir süre sonra beli gelmeye başladı. Götü sikimi bir mengene gibi sıkmış, bir kasılıp bir gevşeyerek adeta beni sağıyordu. Belimin hemen gelmemesi için dişimi sıktım. Ebru durulduktan sonra da, sikmeye devam ettim. Ama karımın beli ikinci defa geldiğinde yapabileceğim bir şey yoktu. Beni sağmasına istemesem de izin vermek zorundaydım. Tohumlarım götünün dibine fışkırmaya başladı. Yeniden yarı baygın, uyuyup kaldık.

İlk uyanan yine ben oldum. Ama bu sefer yeniden başlamak istemiyordum. Aksi halde tüm gün boyunca yataktan çıkamayacağımızın farkındaydım. Zaten saat öğlenden sonra 2 olmuştu bile. Kalkıp duşa girdim.

Yine de, odadan çıkabilmemiz iki saati buldu. Ebru da duş yapmıştı kalkınca. Sonra da havuza gitmeye karar vermiştik. Gerçi otelin aşağıda, deniz kenarında bir plajı da vardı ama, biraz geç olmuştu oraya gitmek için. O hazırlanırken, ben de oturmuş kapıdan aldığım gazeteyi okuyordum.

-“Hadi sevgilim, gitmiyor muyuz…?” diye sordu birden Ebru.

Başımı kaldırıp ona baktığım anda, sikim bir anda kalktı yine. Siyah, çiçekli bir bikini vardı üzerinde. Tabii eğer buna bikini denilebilirse. O kadar küçüktü ki, adeta yok gibiydi. İki küçük üçgen kumaş memelerinin yarısını ancak örtüyordu. Alt kısmı da, önden yalnızca kasıklarını örten üçüncü bir üçgen kumaş parçasıydı. Yüzünde hırzırca bir gülümseme vardı. Ona nasıl baktığımı görünce, olduğu yerde dönüp, bana arkadan görünüşünü de gösterdi. Tanrım, o başdöndürücü yuvarlıklaktaki kalçaları, neredeyse olduğu gibi meydandaydı. İncecik bir bant halindeki kumaş, hiç bir şeyi örtmüyor, yalnızca bikininin ön kısmını tutmaya yarıyordu.

Yerimden kalkıp ikinci bir plaj havlusu daha aldım dolaptan. Buna gerçekten de ihtiyacım olacağını biliyordum. Mayomun önündeki çadırı, ancak onunla saklayabilecektim. Sonra odadan çıkıp havuza yöneldik. Ebru, yaklaşık 2 metre kadar önümden yürüyordu ve gözlerimi onun inanılmaz bir baştan çıkarıcılıkla çalkalanan çıplak kalçalarından alamıyordum. Bir taraftan da, kafamın içinden binbir düşünce geçiyordu. Artık karımın gerçek bir teşhirci olduğunu, güzelliklerini herkese gösterip onları tahrik etmekten son derece zevk aldığını kavramıştım. Şimdi de, onun özellikle kıçını göstermeye bayıldığını farkediyordum. Aslında bunun anlaşılır bir yanı da vardı elbette ki. Ebru götünden sikilmekten inanılmaz, hatta şaşılacak kadar büyük zevk alıyordu. Böyle olunca da kıçını göstermek onu gerçekten de tahrik ediyor olmalıydı.

Havuzun başı kalabalıktı ama, yine de kendimize iki şezlong bulmayı başardık. Tam Ebru’nun istediği gibi şemsiye altındaydı bunlar üstelik. Onun yanmayı pek istemediğini, vücudunun beyazlığını korumaya özen gösterdiğini biliyordum. Anladığım kadarıyla bunun nedeni de, yine onun teşhircilik tarafıyla bağlantılıydı.

Yaklaşık 4 saat kaldık havuz başında. Çevremizdeki tüm erkeklerin karımdan gözünü bir an için bile ayırmadığı 4 saat. Ya da, sikimin hiç inmediği, durumu meraklı gözlerden saklayabilmek için büyük plaj havlusunu kucağımdan kaldıramadığım 4 saat.

Doğruyu söylemek gerekirse; bu sürenin en ilginç tarafı, karımın da ilgi odağı olabilmek için elinden geleni yapmaktan kaçınmamış olmasıydı tabii. Sırtüstü yattığında bacaklarını dizlerinden bütüp ayaklarını sezlongun alt iki köşesine koyuyordu. Sırf merak ettiğim için bir kere yerimden kalkıp o böyle yatarken çevredekilerin neler görebildiğini anlamaya çalışmıştım. Görünmeyen tek yeri amıydı. Ama o da mayonun incecik kumaşı altından tüm hatlarıyla belli oluyordu. Yüzüstü döndüğünde ise, kıçının yuvarlakları ortaya bütün çıldırtıcılığıyla çıkıyordu tabii. Sonra bir ara kalkıp havuza girmişti. Geri döndüğünde ise ıslanan mayosu nedeniyle daha da müthiş bir manzara yaratmıştı doğal olarak. Amı artık daha da belirgindi, ıslanınca incelmiş gibi görünen kumaşın altından.

Sonunda kalkıp odaya gittiğimizde, tek isteğim onu biran önce sikmekti tabii. Ama bunu yapamadım.

-“Acele etme sevgilim…” dedi karım, “”Daha dışarı çıkıp yemek yiyeceğiz, sonra da biraz eğleneceğiz… İştahını geceye sakla…”

Daha da çok tahrik olmak ve bu arada beni de iyice çıldırtmak istediğini anladım. Sesimi çıkarmadım.

Bir gün öncesine oranla daha erken çıktık bu sefer otelden. Ve sanki mümkünmüş gibi, Ebru bu sefer daha da tahrik edici giyinmişti. Üstünde, eteği memelerinin hemen altından kesilmiş, biraz bolca ve ince askılı beyaz bir bluz vardı. Memelerinin alt kısımları neredeyse görülecek durumdaydılar. Yan taraflardan da, yarıyarıya görebiliyordum o yusyuvarlak, dim dik memeleri. Altına ise yine beyaz iyice düşük belli, pileli ve kısacık bir etek giymişti. Yürürken eteği savruluyor ve kalçalarının alt kısımları görünüyordu. Beline ince bir altın zincir bağlamış, sağ ayak bileğine de, aynı zincirin daha küçüğünü takmıştı. Özellikle belindeki zincir, çıplak karnını daha belirgin bir hale getiriyordu sanki. Tümüyle meydanda olan göbek deliği, inanılmaz tahrik ediciydi. Ayaklarına ise, yine yalnızca bir kaç incecik banttan oluşan alabildiğini yüksek topuklu bir çift ayyakabı geçirmişti. Uzun, bembeyaz bacaklarının güzelliğini, aykkabıların içinden olduğu gibi görünen güzelim ayakları tamamlıyor ve Ebru’yu dayanılmaz sik kaldırıcı bir hale getiriyordu.

Bu sefer önce çarşı içinde dolaştık. Sonra yine bir restorana, peşinden bir bara ve en sonunda da otelin barına gittik. Bir öncekinden daha cüretliydi bu akşam Ebru. Daha çok gösteriyordu güzelliklerini.

-“Ahhhh canım sikilmek istiyor sevgilim… Hadi beni odamıza götür ve inlete inlete sik… Hadi n’olur…” dediğinde, bir saniye bile durmadım tabii.

Sikim çatlayacak bir haldeydi. Çevremizdeki tüm erkeklerin karımın üzerinde dolaşan aç bakışları, gözlerinden fışkıran sikme isteği beni delirtmişti adeta. Daha odaya girdiğimiz anda karımı yatağın üstüne devirdim ve bacaklarının arasına başımı gömdüm. Güzelim amı vıcık vıcık ıslaktı. Dudakları şişip, tıpkı susamış bir ağız gibi açılmıştı. Yine güneş doğana kadar sikiştik.

Ondan sonraki tüm günlerimiz de aynı geçti. Ebru sabahtan akşama kadar güzelliklerini teşhir ediyor, çevredeki tüm erkeklerin siklerini kaldırıyor ve bu arada da beni delirtiyordu. Ve sonunda da bana sikilmek istediğini söylemesiyle birlikte kendimizi odaya atıyorduk. Günden güne değişen tek şey, karımın giderek daha cüretleniyor olmasıydı.

Sonunda bir haftalık balayımız bitti.

İstanbul’a döneceğimiz günün sabahında karım giyindiğinde, ne yalan söyleyeyim biraz şaşırdım. Buraya geldiğimizde olduğu gibi, masum ve edepli bir şeyler geçirmişti üstüne. Şaşkınlığımı görünce hafifçe gülümsedi.

-“İstanbul’a dönüyoruz sevgilim…” dedi, “Orası başka…”

ALINTIDIR.

Benim İlk Genelev Maceram Hüsranla Bitmedi 3 Hikayesi

ALINTI

Ülker ile banyomuzu yapıp çıktıktan sonra ocağa kahve suyu koyduk. Kahvelerimizi içerken biraz daha rahat görünüyordu. Ona, “İyi misin?” diye sorduğumda gülümsedi. “Banyo iyi geldi, fakat am dudaklarım hala yanıyor.” dedi. “Hep böyle mi olacak Ülker?” diye sordum. “Sende bu yarak olduğu sürece böyle olacak. Hangi karıyı sikersen sik, aynı sorunu yaşayacaksın. Bazılarının amı normalden geniş oluyor, onlar fazla acı çekmez, ama büyük çoğunluğu bu acıyı çeker. Ama şunu bilmeni isterim, dünyada hiçbir kadın bu yarağın verdiği zevki yaşarken o acıyı düşünmez canım!” dedi.

Bu sözlerdi belk**e duymak istediğim. Ülker’in acı çekmesi bana anormal geliyordu. Her gün onlarca erkeğin altına yatan kadının amı bu kadar dar olamazdı. Ülker ile böyleyse, diğer normal kadınlar için ben başlı başına sorun olacaktım. Birden huzursuzlaştım, “Acı ile zevki karıştıran kadınlarla karşılaştığımda olumsuz tepki de alacağım ama değil mi?” dedim. “Kadınların içinde o rakam bir avucu geçmez.” dedi. “Gerçekten çok mu kalın?” dedim. “Beni iyi dinle Çocuk!” dedi, yanıma gelip oturarak, “Normal değil senin yarak. Gerçekten de binde bir rastlanan türden bir yarak, ama her kadın bunu rahatlıkla alabilir ve fazlasıyla zevk alır. Uzun olanı çok zevk verir zannederler, ama kesinlikle yanlıştır. Uzunu nereye kadar girecek ki? Kalın olanı amın her santimine sürtünerek girip çıkıyor. O nedenle kalın olanı uzundan çok daha fazla zevk verir. 20 cm ama incecik olursa; girip çıktığı belli olmaz. İçeride bir yerlere dokunarak zevk vermiyor kadına yarak; amın zevk alan yanı klitorisi ve iç dudaklarıdır. Derinde bir yerleri yoktur zevki artıran. Haa, bazı kadınlar uzun olsun ister, ama bunu isteyen kadın çok azdır.” dedi.

“Kadınlar uzun yarak sever deniliyor ama?” dedim. Ülker kahkaha atarak, “Remlamlarrrr… Yatak odamıza kadar girdiler ve bizi yönlendiriyorlar. Yalan hepsi. Kadınların uzun bir yarak tarafından sikilmek ister, ama bunu yaşayanlardan çeyreği bile yeniden aynı yarakla sikilmeyi hayal etmez. Uzun olmasının çok da önemli olmadığını anlarlar çünkü. Bir de şu var; uzun yarak çok kan ve güç ister. Belli bir yaştan sonra sertleşmesi için çok emek harcaman gerekir. Seninki tam ideal ölçüde; bunu kafana yerleştir.” dedi.

Saçlarından tutup başını çevirdim ve dudaklarına öpücük kondurdum; bir süre öpüştük. Bana, “Sen acıkmadın mı yav?” dedi. “Yemeği sorun etmem.” dedim. “Dur…” dedi ve yerinden kalkıp çantasından telefonunu çıkarttı, bir numarayı çevirdi. Açılmasını beklerken gülümseyerek yüzüme baktı, “Seni biriyle tanıştıracağım! Yakın bir arkadaşım ve Sen de seveceksin!” dedi. Karşı taraf telefonu açınca, “Jale, n’aber? Evet, İzmir’deyim… Bir saat sonra sendeyiz… Bir sorun yok değil mi? Tamam bebeğim, görüşürüz… Tamam, biliyorum!” deyip, telefonu kapatıp çantaya koydu. Sonra da, “Kusura bakma, Sana sormadan bir program yaptım. Sakıncası yok değil mi?” dedi. “Yarın sabaha kadar seninleyim!” dedim. Dudağıma öpücük kondurdu ve hızla kalktı. Biraz sonra arabasındaydık.

“Jale 39 yaşında. Çok güzel bir kadındır; görünce Sen de beğeneceksin. Kocasından ve ailesinden kalan işyeri kiralarıyla geçiniyor; Senin anlayacağın varlıklı biri. Amına düşkündür; o sayede tanıştık zaten. Birbirinize itici gelmezseniz bu akşam ondayız!” dedi ve bir sigara yakmak için sustu. Bir tane de bana yakıp uzattı. Yol boyunca kadınlardan ve onlara yaklaşım şeklimden söz etti durdu. Onları tanımam için o kadar çok şey söyledi ki, çoğunu sonra hatırlatmak zorunda kalacaktı. Ülker yaşantıma yeni bir çizgi çekiyordu ve bunun çok iyi farkındaydı. Ben de kendimi salıvermiştim.

“Yaşadığın kasabadan çok ayrı bir dünyaya gidiyoruz Mesut! Bu dünya senin yeni yelken açacağın dünya olabilir. Bu gece bunun provasını yapacaksın… Unutma; kadınlar iltifattan ve okşanmaktan bıkmazlar. Onları sürekli olarak pohpohlayacaksın ve el üstünde tutacaksın. Sonrasını bırak, onlar yapsınlar. Krallığın yolu buradan geçiyor; bunu asla unutma.” dedi. “Sen neresindesin bu yolun?” dediğimde, o an bir kapının önünde durdu. Kapı yarım dakika kadar sonra otomatik olarak açıldı. Ülker, elini bacağıma koyup okşadı ve yüzüme baktı, “Bu yolda birlikte yürüyoruz Çocuk!” dedi.

Bir meyve bahçesine girmiştik. İlerideki villa tipi evin önünde tay gibi bir kadın duruyordu. Boyu benden uzun gibiydi. 70 kilo kadar olmalıydı. Yanına vardığımızda, iri göğüsleri, ince beli ve dolgun kalçaları ile karşıladı bizi. Ülker ile sarmaş dolaş oldular, sonra beni fark etmiş gibi yaptı, “Hoş geldiniz!” dedi. “Hoş bulduk.” dedim kayıtsızca. Fazla havalı, karşısındakini küçümseyen, benim kesinlikle sevmediğim tiplerden biri gibi algılamıştım ilk anda.

Biraz sonra terasta mangalın başındaydık. Jale sürekli olarak masayı donatıyordu. Lüks, pahalı bir içki masasındaydık. Jale ile aramızda mesafe vardı; bu uzaktan bile fark edilirdi. Bir süre sonra Ülker müdahale etti, “Şu Siz’li, Biz’li sohbeti bırakır mısınız Tanrı aşkına?” dedi. “Benlik bir şey değil Ülkerciğim. Mesut ilk elini uzatırken öyle davrandı!” dedi Jale. Ülker bana, “Öyle mi yaptın Mesut?” dedi. Gülümsedim, rakımdan bir yudum içtim, bir sigara yaktım, ama iki kadın da bana bakıyordu. Kaçmam mümkün değildi; cevap vermek zorundaydım. Ayağa kalktım, tuvalete doğru yürürken; “Çok zenginsin; güzelsin ve bana birkaç numara büyüksün. Mesafeli davranmam gerektiğini algılamışım, özür dilerim!” dedim. “Bu işte yavv!” dedi Ülker, “Bu Çocuğu bundan seviyorum, içinde neyse, dışında da o! Bak Jaleciğim…” dedi, ben giderken konuşmaya devam ediyorlardı.

Tuvaletten çıktıktan sonra olacaklara bağlı olarak davranışlarımı belirleyecektim. Çıktığımda iki kadın da içki bardaklarını salona taşımışlardı; benimkileri de. Durup bir an onlara baktım. İkinci bardaklarını içiyorlardı. Ben ilk bardağı yarılamamıştım bile. Rakıyı fazla içemiyordum; daha doğrusu alışık değildim. Tuvaletteyken Ülker’in yolda anlattıklarını düşündüm bir an. Ben kendimi kassam da Jale sonuçta her şeye hazır gibi davranıyordu. Krallığın kapıları oradaydı; açılmayı bekliyordu. Ne kaybedecektim ki?

Onlara doğru yürürken, Jale gülümseyerek kadehi kaldırıp bana doğru uzattı. Masadan bardağımı alıp ikisiyle de çınlayıp bir yudum içtim. Sonra Jale’nin arkasına geçtim. İki elimi omuzlarına koydum ve Ülker’e baktım. Ülker, ‘Ne duruyorsun?’ gibilerden bakıyordu. Omuzlarını ovalamaya başladım. Jale elindeki çatalı masaya bırakıp kendini bana doğru yasladı. Omuzlarından kollarına kaydım. Sonra geri dönüp boynunu okşayarak göğüslerine indim. Sutyensiz, hafif sarkık oldukları belli olan göğüslerinin üzerinde gezdirdim ellerimi. “Hayal bile edemeyeceğim bir villa!” dedim rüyada gibi konuşarak, “Dalyan gibi bir vücut… İç gıcıklayan bir saç modeli… Harika memelerini ortaya çıkaran pahalı bir bluz…” dedim. Ellerimi aşağıya doğru kaydırırken, omuzlarını öpmeye, yalamaya başladım. İnce belinden aşağıya doğru kaydırdım ellerimi. Bacaklarını okşadım belli belirsiz…

Kulak memelerini yalıyor, fısıldıyordum, “İncecik bir bel ve altında ‘biz buradayız’ diye bağıran harika bacaklar… En önemlisi; yaşamdan her türlü tecrübeyi almış görüntüsüyle seksi bir kadın…” dedim. Elim bacak arasına girdiğinde Jale çoktan bacaklarını ayırmış, ellerime yol açmıştı. Amını avuçladım ve sıktım; donu ıslanmıştı kadının. Yavaşça yukarıya çıktım ve alttan memelerini avuçlayıp çektim ve sıktım. Jale kendini iyice bana doğru yaslamıştı. Geriye doğru çıkık kalçaları yarağıma baskı yapıyordu, ama ben bunu umursamıyordum. Kulağına yine fısıldayarak konuşuyordum, “İlk anda bana birkaç numara büyük gibi geldin Bebek…” deyip, eğilip yüzüne baktım; gözlerini kapatmış, yoğurduğum memelerinden aldığı keyfi çıkarıyordu. Başını tutup kendime çevirdim ve dudaklarına belli belirsiz bir öpücük kondurdum ve çekildim. Jale dudağımın arkasından gelir gibi yaptı ama uzaklaşmıştım.

Göğüslerinden sıkıca tutup, ayağa kalkmasını sağladım. Gerçekten de boyu benimle birlikteydi kadının. Kalçalarını kasıklarıma dayadı ve durdu. Ellerimi memelerine atıp avuçladım ve vücudunu iyice kendime yapıştırdım. Yaklaşıp dilimi kulak memesinde gezdirdim, “Kaç numara büyüksün Bebek?” dedim. Hızla dönüp dudaklarıma yapıştı. Deli gibi öpüşmeye başlamıştık bir anda. Elleri vücudumda dolanıyordu. Kalçalarından tutup kendime çektim ve kasıklarımızı birleştirdim. Ülker gülümseyerek bana bakıyordu. Ona göz kırptım. O ise, yumruğunu sıkarak ‘Devam et!’ der gibi yüzünü yaydı.

Dudaklarımı Jale’den zor da olsa ayırdım ve gözlerine baktım. Saçlarını okşayıp yüzünü ellerimin arasına aldım, “Hadi, beni yatak odana götür!” dedim. Yatağa kendimi boylu boyunca attım ve ayakta dikilen Jale’yi seyretmeye başladım. Ülker kapıya kadar gelmiş bizi izliyordu. Jale ağzını açıp tek kelime etmeden üzerimdekileri bir çırpıda çıkarıp attı. Bir anda yatakta çırılçıplak kalmıştım. Yarağımda iğne ucu kadar kıpırdanma yoktu. Çünkü o ana kadar yaptıklarımın hiç birini, beni heyecanlandırsın diye yapmamıştım. Tek amacım, Jale’yi yatağa hazırlamaktı; bunu da başarmıştım. Aynı hızla Jale de soyundu ve yanıma uzandı. Yine öpüşmeye başlamıştık. Eli vücudumda dolaşıyor, her yerimi okşayıp sıkıyordu. Benim elim de boş durmuyordu; göğüslerini, kalçalarını yoğururcasına sıkıyor, amını avuçluyor, okşuyordum. Dudaklarını kurtarıp boynuma doğru indi ve kısa süre sonra yarağıma ulaştı. Avucuna alıp okşadı. Yarağım yavaştan kendine geliyordu. Taşaklarımı okşarken yarağımın hepsini ağzına alıp emerek somurdu. Bunu 2-3 kez yaptıktan sonra yarağım sertleşmeye başladı. Kısa süre sonra da kazık gibi oldu.

Jale bu zaman diliminde yarağımı gövdesinden tutmuş sıvazlıyor ve dikkatle bakıyordu. Yarağımı kavrayıp, kapıda bizi izleyen Ülker’e baktı, “Müthiş!” dedi. Ülker gelip yatağın kenarına oturdu. Jale eğilip yarağımın kafasını yalamaya başladığında, Ülker üzerindekileri çıkarıyordu. Biraz sonra o da bize katılmıştı. Jale yarağımın kökünden kafasına kadar yalarken, Ülker Jale’nin arkasına geçmiş amını, götünü yalıyordu. Jale alabildiği kadar yarağımın kafasını ağzına alıyor, emiyor, diliyle içeride kafasına masaj yapıyordu. Ülker daha önceden girip çıktığı evi tanıyordu; çekmeceden krem çıkardı ve parmaklarını kremlemeye başladı. Yüzüme bakıyor, gülümsüyordu.

Kısa süre sonra Jale yarağımı elinden bırakmadan bacaklarını açarak üzerime çıktı. Yarağımın kafasını, kremlenmiş am dudaklarının arasına yerleştirdi ve sürtmeye başladı. Sonra yavaşça kafasını soktu; amın ıslaklığı kremlenmiş olması nedeniyle yarağımın kafası kayarak içeriye doğru süzüldü, ama öylece durdu. Yanıyordu karının amı. Yüzüme soru sorar gibi baktı bir süre ve kendini yavaşça bıraktı. Yarağım amın dudaklarını yararcasına kayarak girmeye başlamıştı. Durdu yeniden Jale. “Yırtılıyor amım sanki!” dedi Jale. “Alırsın! Hadi, bırak kendini!” dedi Ülker. Jale yavaştan kendini bırakırken, Ülker onun iri kalçalarından tutmuş aşağıya çekiyor, bir an önce oturmasını sağlamaya çalışıyordu. Biraz sonra yarağım kasıklarıma kadar içindeydi Jale’nin…

“Ufff!” diyerek derin bir nefes aldı Jale, “Parçaladı amımı lan bu yarak!” dedi. Ülker de, “Hoşuna gitti değil mi orospu!” dedi gülerek. “Her yerime sürtünüyor! Ufff! Gerdi amımın dudaklarını! Offf!” diyordu Jale. Ellerini göğsüme koyup yüzüme baktı. Gülümseyerek kalçalarını aşağı yukarı indirip kaldırmaya başladı. Tüm vücudu öylece duruyor, yalnızca iri kalçaları belden inip kalkarak yarağımın üzerine oturup kalkıyordu. Bunu beceriyor olmak onun için bir artı olmalıydı ki, yaparken yüzüme gülümsüyordu. Gülümserken de çektiği acıyı görebiliyordum yüzünden. Ülker ise Jale’nin inip kalkan kalçalarını okşuyor, taşaklarımı avuçlayarak çekiştiriyordu. “Aradığın yarak bu orospu?” diyordu Jale’ye, “İlk kez böyle bir yarak o koca amını dolduruyor değil mi?” diyordu. “Patlatacak amımı neredeyse bu yarak!” dedi Jale, “Bu kadar dolacağı aklımın ucundan geçmezdi. Offf! Harika bir duygu bu Ülker! Kafasından köküne kadar her santimini hissediyorum bu yarağın. Ohhh!” dedi Jale.

Kalçaları daireler çizerek üstümde dans ediyordu. Yarağım her saniye girip çıkıyordu kaygan amın içine. Karının suları taşaklarımdan aşağıya akıyordu artık. İki elimle memelerini tutup kendime çektim ve yoğururken birinin başını ağzıma alıp ısırarak emmeye başladım. Jale bir yandan memelerini ağzıma sokmaya çalışırcasına kafamı çekiştirirken, diğer yandan kalçalarıyla kasıklarımı dövüyordu. “Ahhh! Ahhh! Harika yarağın var erkeğim! Offf! Em memelerimi! Isır, kopar uçlarını! Ahhh! Ahhh!” diye inlerken, kalçaları artık deli gibi kasıklarımı dövmeye başlamıştı. Yarağımı kafasına kadar çıkartıyor, köküne kadar alıyordu içine; resmen dövüyordu kasıklarımı.

İki elimle kalçalarından tutup onun ritmine ayak uydurarak yarağımın üzerine bastırmaya, memelerini ısırıp emmeye devam ediyordum. Jale birden saçlarımdan tutup kafamı göğüslerine bastırmaya başladı. Kontrolsüzce kasıklarını kasıklarıma vuruyordu şimdi. “Aaahhh! Aaahhh! Hayvaaannn! Parçala amımı! Parçala! Aaahhh!” diye bağırıp, sonra bıraktı kendini yarağımın üzerine ve göğsüme attı kendini. Derin soluk alışlarına hırıltıları karışıyordu. Am kasları, yarağımı sağarcasına kasılıyordu. “Bittim! Öldüm Tanrım! Ufff! Bitirdin aşkım beni! Harikasın erkeğim! Ufff!” derken halen geliyordu kadın. Kasılmaları sanki dakikalarca sürdü üstümde. Sonra başını kaldırdı, yüzüme baktı. Kadının en güzel bakışının orgazm sonrası bakışı olduğunu o zaman öğrenmiştim. Masum, sevecen, teslimiyetin uç noktasındaydı bakışları. Taparcasına, ‘Öl!’ desem ölecek gibi bakıyordu sanki. Başımı ellerinin arasına aldı ve okşadı. Eğilip dudaklarıma öpücük kondurdu. Durulmuştu.

Ülker Jale’nin iri kalçalarına hızlı bir şaplak vurdu, “Kalk artık orospu! Çocuğun canını çıkardın!” dedi gülerek. Jale yavaşça kendini yatağa atarken, yarağım kazık gibi içinden çıkmıştı. Yine boşalmamıştım. Sikmek, o sıkı ve ıslak amın içinde dans etmek boşalmaktan daha keyifliydi benim için. Kadının üzerimde delirmiş gibi bağırarak tepinmesini izlemek kadar güzel bir şey yoktu; boşalmak aklıma bile gelmiyordu sikişirken.

Ülker gelip ikimizin arasına attı kendini. Dudaklarıma öpücük kondurdu ve gülümseyerek yüzüme baktı, “Nasılsın Çocuk?” dedi. “Yorgun!” dedim; neden söylediğimi bilmeden. “Biliyorum, kart orospu canını çıkardı senin!” dedi. Jale’den yana döndü ve yüzüne bir tokat vurdu, “Sikilmek böyle bir şey işte; anladın mı?” dedi. Jale de, “Böylesi bir keyfi yaşamamı sağladığın için Sana teşekkür ederim canım!” dedi, derin soluklarına engel olamayarak. Sonra doğrulup yüzüme baktı. Uzanıp yarağımı gövdesinden kavradı ve sıktı, “Bakar mısın Ülker; boşalmayı da erteleyebiliyor!” dedi.

Ülker cevap vermeden yataktan kalktı ve giyinmeye başladı, “Hadi bakalım kızlar. Siz sikişirken benim damaklarım kurudu. Birkaç yudum içelim!” dedi. Düşünmeden yataktan kalktım. Yatakta boylu boyunca uzanmış bizi izleyen Jale’nin kolundan tutup çektim ve kaldırdım; sürüklercesine kaldırdım, “Bana rahat bir şeyler verir misin bebek? Mutlaka vardır!” dedim. Jale elbise dolabını açıp bana bir şort verdi ve giyinmeye başladı. Şortu giyip Ülker’in arkasından salona geçtim. Ülker beni öyle görünce dudağıma bir öpücük kondurdu ve Jale’ye seslendi, “Mesut’un üstüne giyecek birşey de ver; dışarıya çıkalım!” dedi.

Biraz sonra terasta yine masadaydık. Jale yatak odasına gittiğimiz anlardaki davranışlarından çok farklı davranıyordu bana. Samimi, içten, sıcaktı. Benim gibi Ülker de bunu görüyordu, “Sarkma Çocuğa! Aşk mı bekliyorsun?” dedi. Jale, “Bu herife aşık olabilirim!” dedi. Ülker, “Ben de!” diyerek eğildi ve dudaklarıma yapıştı. Deli gibi öpüşmeye başladık.

Jale yeniden ev sahipliğine soyundu ve mangalın başına geçti. Ben yarım kalan rakımı içmeye başlamıştım. Kadınlar ikinci dublelerini bitirmişlerdi. Sanki yatak odasına gitmeden önce yediklerimi midem unutmuştu; gerçekten de acıkmıştım. Ülker Jale’ye, “İçiyoruz ama, Alsancak’a inmemiz lazım Jale! Mesut kendisine birkaç parça giysi alacak!” dedi. Jale de, “Ne içtik ki hayatım? Arabayı ben kullanırım!” dedi. Ben giysi falan almayı düşünmüyordum. Kaldı ki, cebimde Salim Ağabeyden aldığım 50 lira vardı. Onunla da çoraptan başka bir şey alamayacağımı biliyordum. Ülker’le göz göze geldiğimizde, gülümseyerek bana nanik yapması, bir şeyler düşündüğünün kanıtıydı, ama ne düşündüğünü bilemiyordum. Bunu çok da umursamıyordum. Nedense içimde Ülker’e karşı bir güven ve bağlılık vardı.

Biraz sonra kalktık ve çıkmak için hazırlanmaya başladık. Kısa süre sonra herkes hazırdı. Jale göğüs dekolteli bir bluz ile kısa bir etek giymişti. Bacaklarını ilk kez o zaman fark ettim; sütun gibiydiler. Mini eteğin altından kalçaları daha belirgindi. Geriye doğru çıkık, adeta belinden ayrı duruyorlardı. Kapıya doğru yöneldiğimizde arkasından yakaladım ve sarıldım. Memelerini avuçlayıp kendime çektim. Kalçaları yine kasıklarıma yayılmıştı. Boynunu ve kulak memelerini öperken yarağımı pantolonumdan çıkarmıştım bile. Eteğini yukarıya sıyırmama zor olmadı; külotunu yana doğru çektim ve yarağımı arkadan amına soktum. Jale koca bir çığlık atmıştı, “Ahhh! Yavaş hayvan, amımı yırttın! Ahhh!” diye bağırıyordu.

Ülker duvara yaslanmış bizi izliyordu, ellerini duvara koyup kalçalarını geriye doğru vermişti. Jale’nin ince belinden tuttum ve iri kalçalarına vurarak girip çıkmaya başladım. Amı yine yataktaki ıslaklıktaydı. Ben yüklendikçe kendini geriye veriyor, yarağıma dayıyordu iri kalçalarını, “Çok acımasızsın aşkım! Ahhh! Yavaş! Ohhh!” diyordu. Onu duymuyordum bile. Harika kalçalarını döverek girip çıkıyordum içinde. Kısa süre sonra o da zevke gelmiş ve inlemeye başlamıştı. Ülker yanımıza yaklaşıp elini Jale’nin amına attı ve okşamaya başladı. Eli yarağıma sürtünüyordu. Artık Jale inliyor, çığlıklar atıyordu. Sert girişlerimi hızlandırdığımda Jale titremelerle boşalmaya başlamıştı. Onunla birlikte döllerimi amının içine akıtmaya başladım. İri kalçalarını kendime çekmiş, yarağımı köküne kadar sokmuştum. Yarağımı çıkardığımda öylece kalmıştı Jale. Döllerim bacaklarından aşağıya akıyordu.

Jale’nin toparlanıp, üzerini değiştirerek bize katılması iki dakika almıştı…

Benim İlk Genelev Maceram Hüsranla Bitmedi 2 hikayesi

ALINTI

Salı günüden aramamı söylemişti. Numaranın gerçek olup olmadığından şüphe ettiğim için Pazartesi geç saatlerde aradım. Daha doğrusu çaldırıp kapattım. Kısa bir süre sonra geri döndü telefon. Arayan Ülker’di. Bir anlık tereddütten sonra açtım telefonu. Uzun uzadıya sohbet ettik. Çarşamba günü gelemeyeceğimi, çünkü para durumumun iyi olmadığını söyledim. “Sana para harcayacağını kim söyledi Çocuk?” diye çıkıştı Ülker ve “Aydın’a kadar gelecek parayı bul, sonrasını bana bırak. Tamam mı?” diye ekledi. “Tamam” dedim. “Perşembe sabahına kadar benimlesin Çocuk!” dedi gülerek.

Çarşamba günü kararlaştırdığımız saatte buluştuk. Ülker arabasıyla randevulaştığımız yerden beni aldı. Aceleyle arabaya atladım ve yola koyulduk. “Muayene oluyoruz bugün. Doktor biraz gecikti, ama sana zamanında yetiştim. Sen neler yapıyorsun bakayım Çocuk?” dedi. Söylerken üzerine bastığı ‘Çocuk’ lafı hoşuma gidiyordu. “Salim Ağabeyden 50 lira borç aldım.” dedim. “Salim kredi bankan senin, öyle mi?” dedi. “Zor zamanlarımda alırım, ‘hayır’ demez.” dedim. “İzmir’e gidiyoruz.” dedi ve anlatmaya başladı.

Salim Ağabey, genelev kadınlarının anlattıklarının hiçbirinin doğru olmadığını söyler dururdu. İlk başta Ülker’in söylediklerinin baştan sona yalan olabileceğini düşündüm, ama sonradan kendi kendime; ‘Bana ne diye yalan söylesin ki?’ dedim. Ona kendisini anlatmasını söylememiştim; o kendiliğinden başlamıştı anlatmaya. Anlattığına göre yaklaşık 2 yıldır bu işin içindeydi. Ondan önce başından 6 ay kadar süren bir evlilik geçmişti. Kocasıyla cinsel sorunlar yüzünden ayrılmıştı. Sonrasını anlatmadı. Geneleve girmesinin nedeni ve şekli saklı kaldı. Ben de sormadım; bana ne ki?

“İzmir’deki evime gidiyoruz! Bütün kazancımı alıp götüren evi beğenecek misin bakalım.” dedi. Pınarbaşı’nda, kıyıda, bahçe içinde küçük bir ev yaptırtmıştı Ülker kendine. Bütün şehirden ve gözlerden uzak görünüyordu. Ev her an kullanılmaya hazır görünüyordu. Gerçekten de içeriye girer girmez, ocağı yakıp, üzerine çay suyu koymuştu Ülker. Salonda kendimize oturacak bir yer bulduğumuzda, “Benim dünyam burası! Annem, babam, kardeşlerim; hepsi bu ev. Dünyada başka hiçbir şeyim yok, biliyor musun?” dedi. “Gerçekten mi yok?” dedim. “Gerçekten yok! Belki de böylesi daha iyi, bilmiyorum. Ailem olsaydı böyle bir yaşantıyı yaşayamazdım herhalde. Özgür bir dünyanın içinde tek başımayım ve huzurluyum.” dedi, yüzüme baktı; gülümseyerek elimi tuttu, “Sen kendini anlat bakalım Çocuk!” dedi.

“Telefonda konuşmuştuk. Benim yaşadıklarım ne ki? Yaşım henüz 17.” dedim. “Bir ay sonra okul bitiyor ve sen de özgür olacaksın, öyle değil mi?” dedi. “Kazanırsak üniversite başlayacak işte.” dedim. Avucunun içindeki elimi tutup açtı; merak eder gibi baktı bir süre ve yüzüme döndü, “Üniversiteyi kazanamayacaksın! Bu iyi olacak aslında. Çok güzel bir yaşantın olacak ve mutlu olacaksın. Bunu ben söylemiyorum; el falın söylüyor!” dedi. Ciddiye alıyordu söylerken; sanırım kendisi de inanıyordu söylediklerine. Elimi yine avucunun içine aldı ve okşadı, “Kadınları tanımalısın Mesut! Bir erkeğin mutlu olması, çevresindeki kadınları iyi idare etmesiyle orantılıdır. Çevrendeki kadınlara karşı ne kadar güçlü olursan, o kadar mutlu ve rahat bir yaşam sürersin!” dedi.

“Kadınları tanımıyorum ki.” dedim sessizce. “Tanıyacaksın! Neden bilmiyorum ama, sana kanım ısındı. Hem de benim odaya geldiğinden 2 dakika sonra. Temiz, samimi ve içten bir insansın Sen. Böyle zamanda Senin gibisi hiç bulunmuyor, biliyor musun?” deyip, birden yerinden kalktı ve üzerime çullandı. Beni koltuğa yatırdı, üzerime çöktü. Gözlerini gözlerime dikti, “Senin çok büyük bir artın var; yarağın!” dedi gülümseyerek, “Böyle bir yarağa sahip olmak için fabrikalarını vermeye hazır adamlar tanıdım ben!” diye ekledi ve eğilip dudaklarıma öpücük kondurdu. Karşılık verdiğim anda da yapıştık birbirimize. Dudaklarımız öpüşmüyor, adeta birbirimizi kemiriyorduk. Vücudu üzerimde, dakikalarca öpüştük. Yarağım uyanmıştı, pantolonumu zorlamaya başlamıştı.

Ülker üzerimden kalktı ve beni soymaya başladı. Acele etmeden gömleğimi ve pantolonumu çıkarıp katlayarak bir köşeye koydu. Yarağım donumun içine sığmıyordu artık. Tutup donumu da çıkarttı. Yarağım dimdik karşısında duruyordu şimdi. Gövdesinden tutup kavradı ve sıktı. Yüzüme baktı sonra, “Bu çok güzel bir şey, biliyor musun? Bunu kullanmasını bilir ve kadınları tanırsan, yaşantını altın bir çağ olarak yaşarsın. Bu müthiş bir potansiyel, bunu anlamalısın!” dedi, eğilip kafasına öpücük kondurdu. Sonra yere diz çöktü ve dibinden tuttuğu yarağımı yalamaya başladı. Taşaklarıma kadar iniyor, yukarısına çıkıp kafasına dil darbeleri atıyordu. Ara sıra kafasını ağzına almaya çalışıyordu, ama bunu yaparken kendini zorlamıyordu. Ancak kafası ağzına sığıyor gibiydi. Yarağım artık taş gibi sertleşmişti.

Kalktı ve kolumdan tutup sürüklercesine yatak odasına götürdü. Beni yatağa ittikten sonra üzerindekileri çıkarmaya başladı. Kısa süre sonra çırılçıplak kalmıştı. Çantasından çıkarttığı kremi alıp amına sürdü; sonra da yarağımın kafasından köküne kadar kremledi. Acele etmeden yapıyordu bütün bunları. Bacaklarını ayırarak üzerime çıktı ve yarağımı avucunun içine aldı. Kafasını amının dudaklarına sürtmeye başladı. Sonra kafasını am dudaklarının arasına yerleştirdi ve kendini yavaşça bıraktı. Yarağımın kafası alev gibi yanan amın içine doğru kayarak girmişti. Ülker derin bir ‘Ohhhhh!’ çekti ve durdu, “Ufff! Çok kalın! Amımın dudaklarını yırtıyor girerken!” dedi, yavaşça çekti kendini ve yeniden oturdu. Yalnızca yarağımın kafası amına girip çıkıyordu. Ellerini göğsüme koyup aynı yavaşlıkla inip kalkmaya başladı Ülker. Yarağımın kafasını amına alıştırıyordu sanki. İnip kalkarak yarağımı derinlerine doğru almaya başladı. “Acıyor Çocuk! Çok kalın! Ufff! Amımın dudaklarını gerdi! Ufff!” diyerek keyifli bir ritim tutturmuştu sanki. Yarağım amından kafasına kadar çıkıyor, yeniden giriyordu.

Bir süre sonra kasıklarımız buluşmuştu. Öylece durdu ve yüzüme baktı; dudaklarını ısırmıştı. “Kölesi olurum bu yarağın! Amım için yaratılmış sanki. Ufff! Acıtıyor Çocuk!” dedi. Gerçekten de Ülker’in am dudakları yarağımı sıkıca sarmıştı. İçeriye girip çıkarken am duvarlarına sürtünerek girip çıkıyordu yarağım. Oturduğunda amının dış dudakları kasıklarıma yayılıyordu. Eğilip dudaklarıma uzandı. Birbirimizi yine kemirircesine öpmeye başlamıştık. Ülker bir yandan dudaklarımı emerken diğer yandan kasıklarını çekip bırakıyor, dövüyordu kasıklarımı. Yarağım ıslak ve sıcak amın içine saplanıyordu şimdi.

“Ahhh! Canım! Ufff! Acıtıyor! Çok güzel! Evet! Harika! Beynime vuruyor acısı! Bu işte! Evet! Böyle işte! Ohhh!” diyerek, ellerini omuzlarıma koyup, yarağımı köküne kadar içine aldı ve kasıklarını kasıklarıma sürtmeye başladı. Klitorisiyle baskı yapıyordu kasıklarıma. Yarağımı santim bile çıkartmadan sürtünüyor, içinde dans ettiriyordu şimdi. “Çok güzel! Canım! Bebeğim! Harika! Yarağın harika! Ohhh! Ohhh! Ooohhh!” diyordu sürekli. Omuzlarımı tırnaklarıyla kanatırcasına sıkarken, kasıkları kasıklarımla çarpışıyordu şimdi. Yarım saate yakındır üzerimde tepiniyor, oturup kalkıyordu. Gözleri irileşmiş, yuvarlağından çıkacakmış gibiydi artık. Çığlıkları kesinlikle evin her yerinden duyuluyordu. Üzerimde bağırarak tepiniyordu, “Geliyorum! Evet! Ahhh! Evet! Aaahhh! Ohhhhhhh!” diyerek.

Yavaşladı sonra. Kasıklarıyla kasıklarıma sürtünerek aheste bir şekle soktu hareketlerini. Sürtünüyor, yarağımı içinde bir yerlere dokundurmaya çalışıyordu sanki. Sonra irileşin gözleriyle yüzüme baktı ve eğilip dudaklarıma yapıştı. Kalbi deli gibi çarpıyordu. Yarağımı içinden çıkartmadan sürtünmeye devam ederek öpüyordu dudaklarımı. Sonra başı omzuma düştü ve öylece kaldı. Kalp atışları ritimsizdi; göğsümü dövüyordu sanki. Dakikalarca soluk alıp verişlerini kontrol etmeye çalışırcasına kapandı üzerime. Amı ile yarağımı sağıyordu bu ara. Am dudakları açılıp kapanıyor, yarağımı sıkıp bırakıyordu.

Ben onu izlemekten boşalmayı unutmuştum yine. “Boşalmadın değil mi?” diye sordu yüzüme bakarak. “Yine unuttum!” dedim. “Harikasın!” dedi dudağıma öpücük kondurarak. “Amın o kadar sıkı ki, girip çıkarken yarağımın derisini yüzecek neredeyse. O giriş çıkışların keyfini yaşamaya çalışırken sen boşalıverdin.” dedim. Yarağım içinde halen kazık gibiydi, ama Ülker yavaşça kalktı üzerimden. Yarağım am dudaklarını gererek çıkıyordu içinden. Kendini yana attı, “İzin ver kendime geleyim Çocuk!” dedi. Nefesi hala düzensizdi. Sonra elini vücuduma attı. Okşayarak gezdiriyordu parmaklarını. “Çok uzun zamandır bu şekilde boşalmamıştım. Ara sıra boşalıyoruz, ama sanki rol yapar gibi. Bu hakiki boşalma onların yanında. Kalp krizi geçiriyorum sandım bir an!” dedi. Sonra yan dönüp başını kaldırdı ve yüzüme baktı. Saçlarımı okşayarak eğildi ve dudağıma öpücük kondurdu…

“Bu yarak sende olduğu sürece yatakta başka hiçbir şey yapmana gerek yok. Bir kadın zaten bu yarağı görür görmez sulanmaya başlar ve hazır olur. Gir, sik ve boşalt. Ön sevişmeye gerek bile yok, yenim ederim!” dedi. “Ülker, gerçekten de çok mu kalın benimki?” diye sordum. Yüzüme bakıp gülümsedi, “Bir genelev kadınıyla sikişiyorsun. Gün boyu bir sürü yarak giriyor bu amın içine. Sence rol yapıyor olabilir miyim?” dedi. “Buna sevindim!” dedim gülerek. “Binlerce erkek girdi bu bacakların arasına. Yemin ediyorum, bu kadar kalınını ikinci kez görüyorum. İlki benim âşık olup evlendiğim kişininkiydi. O da en az bu kadar kalındı ve daha kısaydı. Seninki ondan biraz daha uzun, emin ol. Yarağın Kralı lan bu!” deyip, yavaşça yataktan indi ve ayakta zor durur şekliyle bana baktı, “Kusura bakma Çocuk. Sen de boşalmak isteyeceksin, ama amım şu anda yırtılmış gibi acıyor. Biraz bekleyelim, olmaz mı? Çay suyu kaynamaktan bitti!” dedi.

Yataktan kalkıp Ülker’in arkasından gittim. Benim geldiğimden haberi yoktu. Çığlık atarak odadan çıktı gitti. Çevreye bakındım. Oda gerçekten de özenilerek döşenmişti. Az ama pahalı eşyalar vardı her yerde. Yarağım sertliğini kaybetmek üzereydi; benim ufaklık alınmış olmalıydı. “Hiç de bitmemiş bu su…” dedi bağırarak, “Ben işi acele tutmuşum. Hah haaa…” diye ekledi. Arkasından varıp sarıldım. Vücudunu vücuduma dayayıp başını çevirdi. Dudaklarımız birleşti yeniden. Tatlı bir öpüşme olmuştu bu. “Çay içiyoruz değil mi?” dedi. “Evet. Dudaklarımı kuruttun üzerimde tepinirken!” dedim.

Biraz sonra salonda oturmuş çaylarımızı içiyorduk. “Salim Ağabeyin sana, boşalmayıp, işi uzun tutmanı mı tavsiye etti?” dedi. “Hayır, Salim Ağabey o akşam, ‘İki dakika sonra dışarıdasın. Ebru seni boşaltır, gönderir!’ demişti.” dedim. Şuh bir kahkaha attı Ülker, “İlk gördüğümde ona söyleyeceğim, sendeki yarağın tapılacak bir yarak olduğunu!” dedi. “Bunu yapma!” dedim. Yine bir kahkaha attı ve elimi okşadı, “Biliyorum; sen bu tür sohbetleri sevmezsin ve utanırsın. Seni tanıyorum Çocuk!” dedi. Sonra gözlerini dikip yüzüme bakmaya başladı. Soru soran gözlerle bakıyor, öylece duruyordu. Elimi okşadı yeniden, “Hiç benzemiyorsun… Ona yarağı yüzünden aşık olmuştum, ama kısa sürede bitti. Yarağı hakkını veriyordu, ama kendisi bin fazlasını alıyordu benden. Fazla dayanamadım, boşandık!” dedi.

“Anlatmak zorunda değilsin.” dedim. “Woavvv! Harikasın Mesut ya. Bunu beklemiyordum, yemin ederim. Çok güzel ya. Demek, ‘Geçmişin seninle kalsın, beni ilgilendirmez!’ mi demek istiyorsun?” dedi. “Anlatarak huzursuz olacağını düşündüm bir anda. Bunu yaşamanı istemem.” dedim. “Canımsın!” dedi dudağımdan öperek. “Sen harika bir insansın, biliyor musun?” dedi, bir an durdu, başını önüne eğdi ve aniden yüzüme baktı, “Gerçekler hiç de öyle değil Çocuk! Gerçek hayatı oynayacağız seninle, tamam mı? Kıvırmadan, yılışmadan ve iplerin ucunu elden bırakmadan oynayacağız yaşam oyununu. Aşkmış, sevgiymiş, geç bunları. Çocukça şeyler bunlar. Gerçek yaşamın içinde aşk diye bir kavram yoktur. ‘Var’ diyenler yaşamın ciddiyetini kavrayamayanlar!” dedi.

Bardakları yeniden doldurup yatak odasına gittik. Çay bardakları elimizde yatakta çayımızı yudumlamaya başladık. “Bu yatakta ilk çay içen erkeksin sen Mesut. Bunu sıkça yapalım; Sen bu yatağa yakışıyorsun.” dedi. Çaylarımızı içtikten sonra Ülker yeniden girişti işe. Beni yine sırtüstü yatırmış, yarağımı yalamaya başlamıştı. Yarağım yine kısa sürede kazık gibi olmuştu. Bu kez yatağa kendisi uzandı, “Hadi gel Çocuk! Gir bacaklarımın arasına ve sik beni!” dedi. Bacaklarının arasına girdiğimde yarağımı gövdesinden kavrayıp am dudaklarının arasına sürtmeye başladı. Sıcak am dudaklarının ıslaklığı yarağımı daha da sertleştirmişti. Amının ağzında tuttu ve kendini ileriye doğru vererek yarağımın kafasını amının içine soktu, “Ufff. Acıyor Çocuk. Tahriş olmuş bu ya!” dedi.

Öylece durdum. Bacakları açık şekilde yüzüme baktı. Gerçekten de acı yüzünden okunuyordu. “Acıyorsa çıkayım?” dedim. “Hayır! Sok şu canavarı amıma, hadi!” dedi. Yavaşça yüklendim; yarağım ıslak amın içine kayarak giriyordu. “Yavaş yap! İleri geri girip çık!” dedi. O bir yandan konuşuyor, yapacaklarımı söylüyor; ben ona uyarak girip çıkıyordum sıkı amın içine. “Ufff! Acıyooorrr! Çok kalın! Yavaş Çocuk! Offf! Ufff!” diyerek derin nefes alıp veriyordu Ülker. Ben tereddütle girip çıkmaya devam ediyordum. Yavaş giriş çıkışlarla yarağımı köküne kadar sokmuştum. Öylece durmamı söyledi. Bir süre sonra altımda kalçalarını oynatarak yarağımı içinde sürttürmeye başladı. “Hadi, sik beni Çocuk! Sok yarağını köküne kadar içime! Ohhh! Evet böyle! Ohhh! Yırtıyor amımı yarağın Çocuk! Sok, evet, böyle! Offf!” diyerek omuzlarımdan tutup beni kendine çekti ve dudaklarıma yapıştı. Yeni birbirimizi kemirircesine emmeye başlamıştık.

Alttan yukarıya doğru kendini verdikçe yarağım kasıklarıma kadar amına giriyordu. “Ohhh Mesut! Sik! Yarağa doyur beni! Hadi sok! Evet! Çok güzel sikiyorsun! Ahhh! Kökle içime yarağını! Evet!” diyordu. Artık yarağımı kafasına kadar çıkartıyor, köküne kadar sokuyordum. Amı iyice sulanmıştı; daha rahat girip çıkıyordum içine artık. Sırtımdan tutmuş kendine çekiyordu vücudumu. Sonra tırnaklarını geçirmeye başladı sırtıma. “Sik beni! Sik! Daha hızlı sik erkeğim! Evet! Evet böyle! Sok odun yarağını amıma! Doyur yarağa beni! Evet! Ahhh! Aaahhh!” dedi. Bu kez çığlıkları daha da uzaklara gidiyordu. Bacaklarını iyice açmış alttan yarağıma vuruyordu kasıklarını. Ben de yükleniyordum. Kasık seslerimiz çığlıklarına karışıyordu. Yine yarım saate yakın zamandır sikişiyorduk.

Yeniden gözleri dönmeye başlamıştı. Delirmiş gibi bakıyordu yüzüme. Bu beni deli etti bir anda. Yarağımı köküne kadar soktum ve içine oluk gibi boşalmaya başladım. Ülker’in çığlıkları titremelerine, kasılmalarına karıştı. Bağırıyor, deli gibi altımda çırpınıyordu. Son damlasına kadar içine boşalttım döllerimi ve öylece attım kendimi üstüne. Ülker titriyor, irkilircesine kasılıyordu halen altımda. Am kasları yarağımı koparırcasına kasılmıştı artık. Kalbi yine ritimsiz atmaya başlamıştı. Kollarını yana doğru attı ve öylece kaldı sonra. Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda ölü gibiydi. Gözleri kapanmış, derinden soluyor, gırtlağından hırıltılı sesler çıkartıyordu.

Sonra yavaşça içinden çıkıp kendimi yatağa attım. Ülker eliyle elimi tutmuş, sıkıyordu. Bir süre sonra derin soluk alıp vermeleri düzene girdi. “Bacaklarımı kapatamıyorum, iyi mi!” dedi acıyla gülerek. Yerimden doğrulup yüzüne baktım. “Yüzüme ne bakıyorsun Çocuk? Amımın ağzı açık kaldı; oraya bak!” dedi. Gerçekten de amının dudakları açılmıştı. İçindeki kızılımsı etleri görünüyordu. Eğilip amının dudaklarına öpücük kondurdum, “Harika amın var Bebeğim!” dedim. “Harika olan senin yarağın! Yolcu hanı gibi bu am, sen farkında değilsin!” dedi. Yanına uzandım. Bana doğru dönerken yüzünde acı görünüyordu. Eğilip dudaklarıma öpücük kondurdu ve dizini dikip başını eli içine aldı, “Salim Ağabeyine bir teşekkür borcum var. Seninle tanışmamı o sağladı!” dedi.

“Sen olmasan bir başkası olacaktı o gece.” dedim. “Yarağın keyfini bilen her kadın benim yaptığımı yapardı, biliyor musun Mesut?” dedi. “Nerden bileyim yav! Benim ilk tanıdığım kadın sensin. İlk siktiğim am da seninki!” dedim. “O kadar çok kadın sikeceksin ki, tahmin edemezsin. Yıllar sonra arkana dönüp baktığında böyle bir yarağın olduğu için Tanrıya şükredeceksin!” dedi. “Yarağım olduğu için mutluyum zaten!” dedim. “Ben onu demiyorum lan Hıyar! Böyle yarak kimde var ki? Onu diyorum!” dedi gülerek.

Yataktan kalktığımızda Ülker özenerek am dudakları arasına peçete yerleştirdi. Sonra ayağa kalktı ve yavaş yürüyüşlerle banyoya girdi. Arkasından baktığımda, yürürken kadının gerçekten de acı çektiğini görüyordum…

Bu yarakla işim zordu benim!

Benim İlk Genelev Maceram Hüsranla Bitmedi! Hikayhesi

ALINTI

Selam 31 Seks Hikayecileri. Ben Mesut. 26 yaşında, Aydın’ın küçük bir kasabasında, sıradan yaşantısı olan bir erkeğim. 1.74 boyunda, 62 kiloda, sağlıklı biriyim. Bir çok Anadolu erkeği gibi ilk cinsel deneyimini genelevde yaşayanlardanım. Bununla birlikte benim ilk genelev tecrübemin farklı bir yanı var: Ben birçok erkek gibi genelevden hayal kırıklığı ile ayrılanlardan değilim.

O zaman 17 yaşındaydım. Haftanın bazı günlerinde mahalle kahvesinin arkasındaki küçük odada toplanır içerdik. O gün de yaşça benden büyük üç arkadaş ile küçük bir çilingir sofrası kurmuş ve içmeye başlamıştık. Ben bir dubleden fazla içmem. Sarhoş olacağımdan değil; keyfinde bırakmak için sadece bir bardak içerim. Aldığımız rakı bittiğinde arkadaşlar herzamanki gibi geneleve gitme sohbetine başladılar. Yine herzamanki gibi bana da teklif ettiler. Ama ben yine kabul etmedim; çünkü cebimde yeteri kadar para yoktu. Salim Abi, “Her zaman böyle yapıyorsun! Bu akşam bizimle geleceksin ve milli olacaksın!” dedi. “Abi, param yok!” dedim. “Ben vereceğim!” dedi. “Tamam da, yarın o parayı sana nasıl ödeyeceğim?” dedim. “Ödeme anasını satayım! Bu akşam bizimle geliyorsun!” dedi. O güne kadar bir kadınla birlikte olmamıştım. Salim Abinin ısrarıyla kabul ettim. Arabaya binip yola koyulduk. Salim Abi arabada bana çıkarıp 50 Lira para verdi. “Üçüncü evde Ebru var, onu sikeceksin. Bu para sana fazlasıyla yeter!” dedi.

Geneleve vardığımızda diğer evlere bakmadan üçüncü eve gittik. Sali Abi Ebru’yu tanıyordu, kapıya kadar çağırdı ve “Bizim Oğlana iyi bak, ilk kez milli olacak!” dedi. Ebru 20 yaşlarında, 1.65 boylarında, 60 kilo kadar bir kadındı. İri memeleri, belirgin ve diri kalçaları vardı. Salim Abinin sözlerinden sonra kadın benim kolumdan tuttuğu gibi içeriye çekti. Kolumu bırakmadan koridorun sonuna doğru yürüdü. Arkasından telaş ve tedirginlikle yürüyordum. Biraz sonra hayatımda ilk kez bir kadını çıplak olarak görecek ve sikecektim. Benden büyük ağabeylerin genelev maceralarını çok dinlemiştim. Kadınların bir çoğunun agresif ve samimiyetsiz davrandığını biliyordum. Beni asıl düşündüren Ebru’nun bana nasıl davranacağıydı.

Odaya girdiğimizde ister istemez etrafa göz attım. Geniş yatağın çevresi mavi tül perdeyle örtülmüştü. Oda loş bir ışıkla aydınlatılıyordu. Ebru benim şaşkınlıkla çevreye bakmama bir an izin verdikten sonra yaklaşktı ve vücudunu vücuduma sürterek, dudağıma bir öpücük kondurdu, “Parayı ve bakalım delikanlı!” dedi. “Ne kadar?” diye sordum. “Sikip çıkacaksan 30 lira vereceksin. Sevişmek istiyorsan 50 Liranı alırım!” dedi. Salim Ağabeyin verdiği 50 lirayı verdim, “20 Lirasını getir, Salim ağabeyden borç aldım!” dedim. Kıçıma bir şaplak vurdu ve gülerek kapıya doğru yürüdü, “Ben gelene kadar soyun, tamam mı?” dedi, cevap vermemi beklemeden çıkıp gitti.

Nereye gelmiştim böyle? Ayrı bir dünya idi burası. Biraz sonra ilk kez tanıştığım bir kadınla sikişecek ve çıkıp gidecektim. Bir anda hiç bir esprisi olmadığını düşündüm. Bu beni huzursuz etmişti. Üzerimdekileri çıkarmaya yeni başlamıştım ki, Ebru içeriye girdi. Benimle birlikte o da soyunmaya başladı. Külodumu çıkardığımda, o da çırılçıplak kalmıştı. Harika bir vücudu vardı. Porno filmlerde gördüğüm birçok kadın kadar güzel bir vücudu vardı. O an Salim Ağabeyin isabetli karar verdiğini düşündüm.

Ebru beni iterek yatağa attı ve gelip üzerime oturdu, “Demek ilk kez bir am sikeceksin?” dedi. “Sikebilirsem, evet!” dedim. Elini henüz kımıldamayan yarağıma attı ve avuçladı, “Sikersin koçum! Ben hallederim!” deyip dudaklarımdan öpmeye başladı. Sıcak nefesi ve eliyle yaptığı dokunuşlar benim uyanmama yetmişti. Yarağım bir dakika bile demeden kazık gibi oldu. Ebru doğruldu ve yarağıma baktı, “Bu ne lan böyle?” dedi. (Benim yarak 15 santim kadardır). “Küçüktür!” dedim. “Oğlum bu bira şişesi gibi bir şey. Ne küçüğü?” dedi. Doğrulup avucuna zor sığan yarağımı gövdesinden tutup sıktı ve yüzüme baktı. Birden yataktan kalkıp üzerine tül bir gecelik giydi ve kapıya yürüdü, “Bekle, geliyorum!” dedi.

Şaşkınlıkla arkasından bakakalmıştım. Hiçbir şey düşünemiyordum. İlk genelevi maceramın fiyaskoyla sonuçlanmasına birkaç dakika kalmıştı. Ebru aynı acelelikle içeriye girdi. Elindeki markaları bana gösterdi, “Bir saat benimlesin çocuk!” diyerek, markaları sehpanın üzerinde duran kutunun içine attı ve hemen yatağa geldi. Benim yarak kalktığı gibi aynı hızla inmiş, buruşmuştu. Ebru yine eline alıp okşamaya başladı yarağımı. “Demek ilk kez bir kadın sikeceksin, ha?” dedi ve cevap vermeme izin vermeden dudaklarıma yumuldu. Deli gibi öpüşmeye başlamıştık bir anda. Dillerimiz ağızlarımızda dans ediyordu. Ebru dudaklarımı bırakıp boynuma doğru inmeye başladı. Diliyle yol aldığı yerleri yalıyor, öpüyordu. Kısa süre sonra yarağıma ulaşmıştı. Yarağım yine kazık gibiydi. Gövdesinden tutup kafasına bir öpücük kondurdu ve yüzüme baktı, “Yarağının çok kalın olduğunu biliyor musun?” diye sordu. “Çok mu kalın?” dedim. “Yav bunun kafası yumruğum gibi. Sen hiç başka yarak görmedin mi?” dedi. “Hayır görmedim!” dedim. Aslında porno filmlerde görmüştüm birçok kez. Benim yarağın o filmlerdeki yaraklardan biraz kalın olduğu doğruydu, ama Ebru abartıyordu.

Diliyle çevresini yaladı ve kafasını ağzına alıp emmeye başladı. Ağzının içinde yarağımın kafasına dokunuyor ve bu beni deli ediyordu. Birden yarağımı ağzından çıkarıp yüzüme baktı, “Beni izle ve boşalmayı aklının ucuna getirme çocuk!” dedi. Yine eğilip yarağımın kafasını ağzına alıp emmeye, yalamaya başladı. Genelevde kadınların yarağı kaldırdıktan sonra hemen bacaklarını açıp erkeklerin girmesini beklediklerini, girdikten sonra da bir an önce boşalmaları için ısrar ettiklerini duymuştum, ama Ebru yarağımı emmeyi ve diliyle kafasını yalamayı sürdürüyordu.

Bir süre sonra yine vücudumu yalayarak yukarıya doğru çıktı ve dudaklarıma yumuldu. Yine deli gibi öpüşmeye başlamıştık. Üzerime ata biner gibi oturdu ve ıslak yarağımı eliyle amının dudakları arasına yerleştirdi. Yüzüme bakarak gülümsedi, “Harikasın çocuk! Bu gecenin finali seninle olacak. Beni bekle ve izle. Kadının boşalmasını beklersen hakkını vermiş olursun!” dedi, yarağımın üzerine yavaşça bıraktı kendini. Yarağımın kafası am dudakları arasında kaybolduğunda durdu, “Çok kalın bu yarak çocuk!” dedi. Üzerimden kalktı ve çekmeceden bir krem kutusu alıp yarağımı kremledi. Sonra bir parça krem alıp amını da kremledi. Kremi yerine koyup yine üzerime çıkıp, yarağımı am dudakları arasına yerleştirip kendini yine bıraktı. Yarağımın kafası yine am dudakları arasında kaybolduğunda gözleri kapanmıştı Ebru’nun. “Çok kalın!” dedi, fısıldar gibi bir ses tonuyla.

Yavaşça kalktı üzerimden. Yarağımın kafası amının dudaklarının arasından göründüğünde yeniden bıraktı kendini. Yarağımın kafası yeniden kaybolmuştu. Yeniden durdu ve yüzüme baktı, “Çok kalın!” dedi yine mırıldanır gibi, “Unutmuşum almasını!” dedi. Kafasına kadar çıkarıp oturmaya başladı Ebru. Yarağımın yalnızca kafası girip çıkıyordu amının içine. Amı yarağımın kafasını sıkıca sarıyordu ve içi gerçekten de sıcacıktı. Ebru inip kalktıkça gözleri kayıyordu. Acı duyuyor gibiydi. Derin nefes alıyor, dudaklarını ısırıyordu. Kafasına masaj yapar gibi inip kalkmalarını sürdürürken elleri göğüs kıllarımı okşuyor, avuçluyordu. Sonra yavaş yavaş kendini bırakmaya başladı. Dudaklarını ısırarak oturuyordu üzerime. “Uffff… Uffff!” diye ısırdığı dudaklarının arasından nefes alıyordu durmadan.

Yarağımı sanki amına alıştırıyor gibiydi. Yavaş inip kalkışları durmadan devam etti. Yarağımı her saniye daha da içine alıyordu Ebru. Bir süre sonra yarağım sıcak ve dar amının içinde kayboldu. Kasıklarımız buluştuğunda öylece durdu. Işıldayan gözlerle bana baktı, “Odun gibi yarağın var çocuk, amımın dudaklarını yırttı kesin!” dedi. Eğilip dudaklarıma bir öpücük kondurdu ve omuzlarımdan tutup yavaşça kendini yukarıya çekti. Yarağım içinden kayarak çıktı. Kafasına kadar çıkartıp yeniden oturdu. Yavaş yapıyordu bunu. “Ufff… Yırtıyor amımı! Çok kalın! Ufff… Doldurdu içimi!” diyordu. Omuzlarımdan güç alarak üzerimde inip kalkmaya başladı sonra. Yavaşça kalkıyor ve yeniden oturuyordu yarağımın üzerine. Gözlerini kapatmış, dudaklarını ısırarak inip kalkıyordu. “Canım benim! Özlemişim bunu! Ohhh… Yarağın çok kalın erkeğim, içimi dolduruyorsun, yırtıyorsun amımı… Ohhh!” diye bir yandan mırıldanıyor, bir yandan da aynı yavaşlıkla inip kalkıyordu üzerimde. Eğilip dudaklarıma yapışıyor, koparırcasına somurarak emiyordu dudaklarımı. Sonra doğruluyor, elleriyle göğüs kıllarımı kavrıyor, yarağımın üzerinde inip kalkarken kıllarımı çekiştiriyor, acıtıyordu.

Yavaş yavaş hızlanmaya başladı Ebru. “Harika yarağın var erkeğim! Ohhh.. Her yerime dokunuyor… Çok güzel… Ohhh!” diyordu. Artık otomatik bir şekilde kafasına kadar çıkarıp köküne kadar içine alıyordu. Hızlı bir tempoda bunu yaparken irileşen gözlerime dikmiş hırıldanmaya başlamıştı. “Ahhh… Ahhhh… Geliyorum erkeğim… Geliyorum çocuk… Ahhh!” diyordu. Sesini kontrol etmeye çalışırcasına dudaklarını ısırmaya devam ediyordu. Sonra birden durdu; titremeye başladı. Sarsılıyor, elektrik verilmiş gibi titriyordu. Hayvan gibi hırıldayarak titriyordu. Tırnakları göğsüme batıyordu. Am dudakları yarağımı öyle bir sarmıştı ki, kökünden koparacaktı neredeyse. Birkaç santimlik vuruşlarla yarağımı içinde bir yerlere sürtercesine sokup çıkarıyordu…

Bir süre sonra duruldu kasılması. Öylece durdu üzerimde ve gözlerini açıp gözlerime baktı. Gülümseyerek eğilip dudağıma öpücük kondurdu ve üzerime oturdu. “Ufff… Bağıramadım, çığlık atamadım, eksik oldu!” dedi, eğilip yine dudağıma bir öpücük kondurdu. “Neye sahip olduğunun farkında değilsin çocuk!” dedi gülümseyerek. Sonra dönüp duvardaki saate baktı, “Bu bir rekor! 7 dakikada uçurdun beni!” dedi. Üzerimden kalkıp yanıma attı kendini. Göğsü derinden inip kalkıyordu. Elimi tuttu ve sıktı, “Harikasın! Boşalmadın değil mi?” dedi. “Seni izlemekten boşalmak aklıma gelmemiş! Sen beni izle demiştin ya!” dedim. Bacağını üzerime atıp bana doğru döndü ve yüzüme baktı. Uzanıp dudaklarıma öpücük kondurdu. Eli halen kazık gibi duran yarağımdaydı. Sıvazlıyor, gövdesinden tutup sıkıyordu.

“Üzerime gel!” dedi. Açılmış bacaklarının arasına girdim. Yarağımı eliyle amının dudakları arasına yerleştirdi, “Yavaş sok!” Gerçekten de çok kalın biliyor musun? Amımı yırtıyor gibi girerken!” dedi. Yavaşça yüklendim. Yarağım kayarak giriyordu dar amın içine. Boynumdan tutup kendine çekti beni. Dudaklarıma yapıştı. Koparırcasına emiyordu dudaklarımı. “Sok erkeğim… Yavaşça köküne kadar sok! Ohhh! Amımı parçalıyor yarağın! Ufff! Harika yarağın var çocuk!” diyordu. Köküne kadar sokuyor, kafasına kadar çıkarıyordum. Sıcak ve sıkı amının içinde girip çıktıkça içim kayıyordu. Yarağım artık çatlayacak gibi sertleşmişti. Girişlerimi daha hızlı yapmaya başladım. Birden durmamı söyledi Ebru. Beni üzerinden itti ve yatakta aceleyle köpek pozisyonuna geçti, “Gel erkeğim! Amıma arkadan gir! Kalçalarımı döverek akıt içime döllerini. Hadi!” dedi.

Arkasından amına yarağımı soktum ve belinden tutup girip çıkmaya başladım. Kalçaları harikaydı Ebru’nun. Amının içine daha hızlı girmek, köküne kadar sokmak istiyordum artık. Belinden sıkıca kavradım ve sert girişlerle sikmeye başladım karıyı. “Sok! Sik beni erkeğim! Çok güzel! Yırt amımı! Evet böyle! Evet! Evet! Ohhh!” diyordu. Kasıklarımla kalçalarını dövüyordum şimdi. Ebru derinden, hırıltılarla inlemeye başlamıştı yeniden, “Vur erkeğim! Ohhh! Döv kalçalarımı kasıklarınla! Ohhh! Evet böyle çok güzel! Akıt döllerini içime erkeğim! Ohhh! Evet!” diyordu. Ben yüklendikçe o da kendini geriye doğru veriyor ve kasıklarıma vuruyordu. Son bir hamle ile kadını kendime çektim ve köküne kadar sokup içine boşalmaya başladım. Titremelerime o da katılmıştı. Hırıltılarla titremeye başlamıştı yeniden. Son damlaları içine boşalttığımda Ebru kendini yatağa atmıştı. Ben de üzerine yığılıp kaldım. Öylece durduk bir süre. Sonra kalktım üzerinden ve yatağa bıraktım kendimi.

Ebru derin soluk alıp verişlerini sürdürdü bir süre yine. Sonra dönüp yüzüme baktı. Gülümseyerek yüzümü okşadı. Masum, sevecen ve acıtan bakışları vardı kadının. “Biraz önce bana 50 lira verirkenki masumiyetin benim için çok önemli biliyor musun?” dedi. “Salim Abi olmasa gelmeyecektim. O borç verdi, öyle geldim. Doğruyu söyledim sana!” dedim. “Biliyorum! Samimiyetin çok güzel!” dedi ve eğilip dudaklarıma bir öpücük kondurdu, “Birdaha buraya gelmeni istemiyorum!” dedi sonra. “Nasıl yani?” dedim. “Buraya birdaha gelme Mesut!” dedi elini göğsümde dolaştırırken. O an aynı anda gördük, göğsümde tırnaklarının izleri kalmıştı. “Özür dilerim. Bunu nasıl yaptım bilmiyorum. Gerçekten özür dilerim!” dedi. “Önemli değil. Dışarıya çıkınca iyi sikiştiğimizi kanıtlamak için arkadaşlara gösteririm!” dedim. Göğsüme bir yumruk vurarak güldü, “Hayvan!” dedi.

Sonra, “Burası temiz bir yer değil! Odalarıyla, odalarındaki eşyalarıyla pis bir yer. Kapıdan içeriye girdiğinde gördüğün bütün insanlar, eşyalar, bahçedeki ağaçlar bile pis Mesut. Gelme buraya!” dedi. Yine yüzüme baktı; gözleri ışıldıyordu kadının. Eğilip yine öptü dudaklarımdan, sonra, “Ben sana gelirim!” dedi. “Nasıl yani?” dedim. “Çarşamba günleri izin günümüz bizim. Eğer istersen Perşembe sabahına kadar seninle birlikte olurum. Bunu her Çarşamba yapabiliriz. Gelme buraya. Buradaki ilişkilerin hiç biri samimi değil!” dedi, birden yataktan kalktı ve biraz önce giydiği tül geceliği üzerine geçirip dışarıya çıktı…

Kısa süre sonra elinde iki fincan çayla döndü. Fincanları sehpanın üzerine koydu. Çekmeceden ıslak mendil çıkartıp yarağımı güzelce sildi. Sonra fincanlarla gelip yatağa oturdu. “Sen çok iyi bir insansın. Eğer teklifimi kabul edersen, ilerleyen günlerde sana anlatacak çok şeyim olacak.” dedi. “Ben köy çocuğuyum Ebru.” dedim. “Mesut benim adım Ebru değil, Ülker. Bana bundan sonra Ülker de.” dedi. “Benim köyden gelip gitmem kolay olmuyor. Tamam, Çarşamba günleri gelmeye çalışırım, ama bu her hafta olmayabilir. İki gün çalışıp Salim Ağabeyin parasını ödeyeyim önce. Sonra çarşambayı düşüneyim.” dedim.

Fincanı özenle yatağa koydu ve gidip çantasını getirdi. İçinden çıkardığı cüzdandan bütün bir 50 lira çıkardı ve bana uzattı, “Al bunu. Ama çıkışta Salim Ağabeyine verme. Yalan söylediğini düşünür. İki gün sonra verirsin.” dedi. “Bu parayı kabul edemem Ülker!” dedim. “Siktir lan!” dedi tersçe yüzüme bakarak, “Onurlu köy çocuğu ayaklarına yatma benim karşımda. Ben biraz önce Anaya kaç para verdim biliyor musun sen?” dedi ve uzanıp dudağıma öpücük kondurdu, “Bizim saatimiz 150 Lira! Şu cüzdandan çıktı biraz önce o para, anlıyor musun? Bu parayı al ve cebine koy!” dedi. Çekmeceden kağıt kalem çıkardı ve cep numarasını yazıp bana verdi, “Bunu da cebine koy. Gelebilecek durumda olursan Salı günü ararsın!” dedi.

Çayları içtikten sonra Ülker yine üzerime çullandı. Kısa bir süre sonra yarağım yine kazık gibi olmuştu. Çıktı üzerime ve yine önceki gibi kremleyerek yarağımı amına soktu. Önceki gibi tepinmeye başladı ardından. Kısa süre sonra yine boşalmıştı, ama ben de onunla birlikte bıraktım kendimi. Az sonra kalktık. Ben giyindim, kapıya kadar uğurladı beni. Bizimkiler kapıda beni bekliyordu. Ülker kapıda dudağıma bir öpücük kondurdu ve “Bu çocuğa iyi bakın!” dedi bizimkilere.

Arabaya binip hareket ettiğimizde herkes aynı anda üzerime çullandı, “N’aptın lan bir saat içeride?” dediler. “Sohbet ettik!” dedim. “Hani para yoktu senin yanında?” dediler. “Yine yok!” dedim. “Veresiye mi siktin lan karıyı?” diye bağırdı Salim Ağabey. Herkes kahkahayla gülmeye başladı, ama ben cevap vermedim. Aklım gelecek Çarşamba günündeydi…

gürdalı siktiler hikayesi

ALINTI

O geceden sonra uzun zaman konuşmadık. Aradığım zamanlarda Ülker bir mazeret buluyor ve telefonu kapatıyordu. Üniversite sınavına girdiğim gün aradı. Sınavım iyi gitmemişti; ayrıntılı konuştuk. Bana, “Çarşamba günü İzmir’e gidiyoruz!” dedi. Çarşamba gününe kadar her fırsat bulduğumuzda konuştuk. İzmir’e gidecek ve memlekete geri dönmeyecektim. Ülker’in evine yerleşecek ve onun yönlendirdiği kadınlarla ilişkiye girecek ve paramı alıp çekilecektim.

Evden ayrılırken İzmir’de iş bulduğumu söyledim. En çok sevinen annem olmuştu. Bilseydi benim fahişelik yapacağımı kesin emdirdiği sütü haram ederdi.

Çarşamba günü Ülker’le buluştuk ve aceleyle yola çıktık. Eve varana kadar pek de kayda değer sohbet etmedik. Arabayı park edip içeriye girdiğimizde, Ülker çılgın gibi üzerime atıldı, deli gibi öpüşmeye başladık. Kısa süre sonra çırılçıplak şekilde yataktaydık. Ülker yarağımı yalıyor, ağzında yarağımın kafasına diliyle masaj yapıyordu. Yarağım kısa sürede kazık gibi olmuştu. Hızla yataktan kalktı ve yandaki çekmeceden krem alıp getirdi. Yarağıma ve amına sürdü ve üzerime aynı acelelikle çıktı. Yarağımın kafasını am dudakları arasına sürttü bir süre. Sonra üzerime oturdu ve yarağımı yine santim santim içine almaya başladı. Yarağım kısa sürede içinde yok olmuş; kasıklarımız birbirine yapışmıştı.

Omuzlarımdan tutup eğildi ve dudaklarıma öpücük kondurdu, “Bunu özlemişim Çocuk!” dedi gülümseyerek. Oturup kalkmaya başladı. Ben de alttan yukarıya doğru vuruyor, yarağımı köküne kadar amına sokuyordum. Kısa bir süre sonra ikimiz de çılgın gibi sikişmenin heyecanına kapılmıştık. Ben alttan vurdukça Ülker üstten kendini bırakıyor, yarağım bir çıkıp bir kayboluyordu. Ülker herzamanki gibi titremeye, kasılmaya başladığında kendimi bıraktım. Kalçalarından tutup kendime çektim ve içine oluk gibi akmaya başladım. Ülker o an çığlıklarını salıverdi ve deli gibi bağırarak boşalmaya başladı. Boşalıp rahatlamamız saatler sürmüştü sanki. Bir süre sonra durulduk ve öylece kaldık. Ülker üzerimde yatıyordu ve kalbi deli gibi atıyordu.

Başını kaldırıp yüzüme baktı ve gülümsedi, “Döllerin içimi yaktı Çocuk! Bu kez beni yakaladın!” dedi. “Her zaman yakalarım seni!” dedim. Ülker yine bir öpücük kondurup üzerimden kalktı ve amını avuçlayıp banyoya yürüdü. Arkasından gittim; banyonun kapısından onu izlemeye başladım. Duşunu alana kadar seyrettim Ülker’i. İşini bitirdikten sonra ben girdim ve duşumu alıp salona geçtiğimde Ülker giyinmiş beni bekliyordu, “Hadi, giyin. Çıkıyoruz!” dedi. Nedenini sormadan giyindim ve çıktık.

Yolda, uzun zaman görüşmememizin nedenini sordum; arabayı bir kenara çekti ve yüzüme baktı, “Aydın’da bende kaldığın gece çok kötü oldum ben…” dedi gülümseyerek, “Sana aşık olabileceğimi hissettim o gece. Şu an öyle bir risk söz konusu değil. Kendime geldim yani. Bu ikimiz için de kötü olurdu. Eğer ilerleyen zamanda böyle bir risk söz konusu olursa lütfen duygusal yaklaşma!” dedi. Gülümsedim ve elini tutup okşadım, “Öyle bir gün geldiğinde kendimize nasıl engel olacağız Ülker?” dedim. “Çok basit; ikimiz de adımın Ebru olduğunu hatırlayacağız!” dedi.

İzmir’de mutfak için bir şeyler aldık, dolaştık bir süre. Alsancak’ta bir çay bahçesinde otururken Ülker’in telefonu çaldı; arayana bir kadındı. Kadınla bir saat sonrası için randevulaştık. Hemen eve gitmek için yola çıktık. “Kadın 50 yaşlarında; menopoz mağduru yani!” dedi. Ne demek istediğini anlamadığımı anlamıştı. “Amının suyu kesilenlerden!” dedi sonra gülümseyerek. Yol boyunca menopozu ve bu tür kadınları anlattı. “Vücudunun hala güzel olduğunu ve istendiğini bilmek isterler; sen bilirsin!” dedi ardından.

Eve geldiğimizde çantasından evin anahtarlarıyla, bir telefon verdi. “Evin hayırlı olsun Çocuk…” derken sarılıp dudaklarıma bir öpücük kondurdu, “Çarşamba günleri gelirim; onun dışında evin sahibi sensin. Çok dikkat et ve temkinli ol. Bu piyasa keyiflidir, ama bir o kadar da huzursuzdur. Bu telefonun numarasıyla iletişim kuracaksın. Sana ulaşmak isteyenlere bu numarayı vereceğim. Kendi numaranı kimseye verme, tamam mı?” dedi. Evin zili çaldığında aceleyle kalkıp otomatiğe bastı ve bana, “Bu kadın en iyi müşterin olabilir!” dedi.

Yüzü, kısa kesilmiş kıvırcık saçlarının arasında bakımlı duruyordu. Askılı, leopar desenli tişörtünü zorlayan iri göğüsleri, saklayamadığı göbeği, dizüstü eteğini zorlayan kalçaları ile orta yaşı geçtiğini gösteriyordu. Kapıda Ülker ile birbirlerine sarılıp öpüştüler. Uzun süredir tanıştıkları belli oluyordu. Ülker elinden tutup bana doğru sürüklercesine getirdi. “Mesutçuğum bu Yeliz!” dedi. Selamlaştıktan sonra oturduk. Ülker mutfağa gidip birer bardak içki doldurup getirdi; “Yeliz Votkayı çok sever!” dedi yerine otururken.

Tanımadığım, daha önce hiç karşılaşmadığım bir insanla ne konuşacaktım bilemiyordum. Ülker önden gidiyor, biz de arkasından takip ediyorduk. Kısa süre sonra kaynaşmıştık. Ülker Yeliz’e duş almak isteyip istemediğini sordu. Kadın bunu bekliyormuş gibi bardağındaki içkiyi bitirdi ve kalktı. Daha önce geldiği belliydi; doğruca banyoya yürüdü. Ülker yanıma gelip dudağıma bir öpücük kondurdu ve elimi tuttu, “Bütün kadınları önce banyoya sok. Orada olan sabun ve şampuanı kullansınlar; senin istediğin gibi kokacaklardır. Bir de şu var Mesut; bu kadını yala, her yerini yala ve yatakta konuş. Güzel olduğunu düşündüğün her şeyi söyle bu kadına, tamam mı?” dedi. “Tamam!” dedim. “Şimdi yatak odasına git ve onu bekle!” dedi.

Kısa süre sonra Yeliz kapıda görünmüştü; üzerinde bornoz vardı. Kapıda bir süre durdu ve gülümseyerek üzerindeki bornozu çıkarıp attı. Yatağa geçti ve sırtını yastıklara dayayıp uzandı. Bacaklarını alabildiğine açmıştı. Memeleri az da olsa koltuk altlarına doğru sarkıyordu. Yeni traş edilmiş amının dudakları etli ve iriydi. İki eliyle memelerini yanlardan tutup avuçladı ve sıktı. Gülümseyerek yatağa yürüdüm. Açılmış bacaklarının arasına girip yüzüne bakarak memelerini avuçladım. Yavaşça gözlerini kapattı. Memelerini avuçlayarak sıkıyor, omuzlarına doğru okşuyordum. Sonra göbeğine doğru indirdim ellerimi. Okşayarak yeniden yukarıya çıktım ve memelerini avuçladım; uçlarını parmaklarım arasına alıp ezerek okşadım. “Ne kadar iri ve güzel uçları var!” diyerek eğildim ve meme uçlarını yalamaya başladım.

Saçlarımı okşamaya başlamıştı; kendini duş alırken hazırlamış görünüyordu. İki avucumun arasında sıktığım memelerinin uçları ağzıma yakın duruyordu. Birini yalayıp diğerine geçiyor, yalıyor, emiyordum ara vermeden. Boynuna doğru çıkıyor, dudaklarına öpücükler kondurduktan sonra yeniden memelerine iniyordum. Yeliz derin nefesler alarak saçlarımı okşamaya başlamıştı. Elimi vücudundan ayırmadan aşağıya doğru kaydırdım ve amına ulaştım. Etli am dudaklarını avuçlayıp sıktım ve yüzüne baktım. Gözleri kapalı, derin soluklar alıyordu. Dilimi vücudundan ayırmadan yalayarak bacak arasına girdiğimde Yeliz bacaklarını tamamen açmıştı. Kabarık am dudaklarını dilimle ayırırcasına aşağıdan yukarıya yaladım. Derin bir ‘Ohhhh!’ çekmişti. Traş edilmiş kasıklarında dolaştırdım dilimi bir süre. Sonra yeniden am dudaklarına attım dilimi. Yalamaya başladım.

Yeliz iki eliyle am dudaklarını ayırmıştı. Kızılımsı iç dudakları önümdeydi şimdi. Dilimle içine doğru basınç yaparak yalamayı sürdürdüm. Klitorisi kabarmaya başlamıştı, yalıyor, emiyordum. Ihlamalar arasında amını ağzıma dayamaya başlamıştı Yeliz. Bacaklarının altına soktuğum ellerimle kalçalarını yoğurmaya başladım ve yalamayı sürdürdüm. Bu ara amına parmağımı soktum ve girip çıkmaya başladım. Ürpermişti bu hareketimle; duyarlıydı. Yalamayı sürdürürken ikinci ve üçüncü parmağımı da sokmuştum amına. Artık amını parmaklarıma ve ağzıma doğru daha hızlı iterek bastırıyordu. Derin soluklarına inlemeleri de karışmaya başlamıştı. Parmaklarımı hızlıca sokup çıkartırken, dilimle klitorisini yalıyor, emiyordum.

Titremeye başlamıştı ki, çekildim ve soyunmaya başladım. Gözlerini açmış, çıkacak olan manzarayı bekliyor gibi bakıyordu. Kısa sürede çıplaktım. Dizlerimin üzerinde durup bekledim. Yerinden doğruldu ve uyanmaya başlayan yarağımı avuçladı. Sonra yatağa yüz üstü uzanıp yarağıma dil atmaya, yalamaya başladı. Taşaklarıma kadar yalıyor, kafasını ağzına alıp emiyordu. O güne kadar yarağımı emen kadınların içinde en güzel yalayıp emeniydi Yeliz. Dilini ve dudaklarını çok iyi kullanıyordu. Ağzına kafasından daha fazlasını alıyor, diliyle içeride dans ediyordu. Ağzından çıkarıp yalıyor, her yerini emiyordu. Yarağım kısa sürede kazık gibi olmuştu. “Ufff! Yarağın harika erkeğim!” diyerek kendini yukarıya doğru çekti. Vücuduna sürtünen yarağımı memelerinin arasına alıp ezerken dudaklarıma yumuldu. Deli gibi öpüşürken elleriyle sıkıştırdığı memelerinin arasında yarağıma git gel yapıyor, alttan taşaklarımı okşuyordu.

Sonra yarağımı bırakmadan kendini yatağa sırtüstü attı. Yarağımı çekerek amının dudakları arasına sürtmeye başladı. Aşağıdan yukarıya badana yapıyordu. Am dudakları yaladığım tükürükle ıslaktı, ama amı hiç de ıslanmış görünmüyordu. Birden yarağımı bırakıp kenarda duran çekmeceden kremi çıkardı ve doğrulup amını ve yarağımı kremledi. Krem kutusunu yatağın üzerine attı ve yeniden yarağımı kavradı. Etli dudakları arasına sürterek amının ağzına getirdi ve içine doğru kaydırdı. Kalçalarını yukarıya kaldırırken yarağımın iri kafası am dudakları arasında kaybolmuştu. “Ohhh! Yumruk gibi kafası var yarağının!” diyerek durdu. Dizlerini yanlara doğru çekti ve amının dudaklarını parmaklarıyla açarak yüzüme baktı, “Sok şu canavarı içime!” dedi.

Elime aldığım yarağımın kafasını yeniden amın ağzına getirdim ve dizlerinin altından tutup kendimi ileriye doğru ittim. Yarağımın kafası amın içine doğru kayarken, Yeliz iri gözlerini tavana dikip inledi. Sonra gözlerini kapatıp kollarımdan tutup kendine çekti. “Ufff! Ihhh! Ayyyy! Yavaş!” diye bir yandan inliyor, söyleniyor, bir yandan da bacaklarını daha da açarak kalçalarını yarağıma doğru bastırıyordu. Yarağım kısa sürede köküne kadar amın içine gömülmüştü. Geriye çekip yeniden yüklendim. Kremin etkisiyle yarağım kayarak giriyordu. Alev gibi yanıyordu kadının amı. Dizlerimle bacaklarını daha da açarak yüklendim ve üzerine kapandım. Başını avuçlarımın arasına alıp yüzüne baktım. İrileşmiş gözleriyle yüzüme bakıyordu. “Amın ne kadar da sıcak bebeğim!” dedim saçlarını okşarken. Başımı kendisine çekip dudaklarıma yapıştı. Öpüşürken alttan kasıklarını yarağıma batırıyor, yarağımı içine alıp çıkarıyordu. Ben yüklendikçe o alttan kendini bana itiyordu, “Sok kocacığım! Ohhh! Sik beni erkeğim! Yarağın harika! Ohhh! Sok!” diyordu.

Kasıklarımız birbirini döverken çıkan sesler öbür odalardan da duyuluyordu kesin. Ben yüklendikçe alttan kendini bana itiyordu Yeliz. Dakikalar dakikaları kovalıyordu. “Sok! Sok! Harika sikiyorsun kocacığım! Sik beni! Doldurdun amımı erkeğim! Sik! Evet böyle!” diye inliyor, durmadan çığlık atarcasına alttan yükleniyordu. Yorulmadan, bıkmadan alttan vuruyordu kasıklarıma. “Ahhh! Harika! Evet! Geliyorum! Aaahhhh! Sok! Evet! Evet!” diyerek tırnaklarını omuzlarıma geçiriyor, deli gibi yükleniyordu yarağıma.

Öyle bir hızla girip çıkmaya başlamıştım ki kendime inanamıyordum. Hızla vuruyordum kadının amına. Ben yüklendikçe o kendini bana itiyor, daha da derine girmemi sağlıyordu. Yarım saat kadar sonra çığlıklar atarak titremeye başladı. Kollarımdan tutup kendine çekti beni. İri gözleriyle yalvarır bir hali vardı. Delirmiş gibi titriyor, kasılıyor, geriliyordu; nöbet geçiriyordu sanki. Yarağımı köküne kadar sokup kısa yüklenmelerle itmeye başladığımda am dudaklarının alevi kasıklarımı yakmaya başlamıştı. Yarağım içinde kalp gibi atarken am dudakları kasılıyor, açılıp kapanıyordu. Çığlıkları derin inlemelere dönmüştü; sonra derin soluk alıp vermelere.

Gözlerini açıp yüzüme baktığında gülümsüyordu. Saçlarımı okşayarak dudaklarını uzattı. Eğilip dudaklarını öptüm. “Harikasın! Çok uzun zamandır böylesi boşalmamıştım. Teşekkür ederim!” dedi. “Daha fazlasını yapabilirsin!” dedim yarağımı içine doğru bastırarak. “Ufff! Canımı çıkarttın, yordun beni!” dedi. “Amın çok tatlı bebeğim!” dedim yarağımı içinden çıkarırken. Sonra kendimi yatağa attım. Yeliz yarağımı okşarken, “İlk kez bu kadar hızlı boşaldım. Rekor kırdım bu gün!” dedi. Yatakta doğruldu ve yüzüme baktı. Eğilip dudağıma bir öpücük kondurdu. Sonra yavaş hareketlerle yataktan aşağıya indi ve banyoya doğru yürüdü. Arkasından sarkmaya yüz tutmuş kalçaları görünüyordu. Kalkıp arkasından banyoya yürüdüm. Yeliz beni de, kendini de yıkadı ve duruladı.

Salona geçtiğimizde Ülker eline uzaktan kumandayı almış, kanalları geziyordu. Yeliz yanına varıp dudağına bir öpücük kondurdu, “Sağol aşkım! Bu en iyisiydi!” dedi. Ülker de, “Sana söylemedim mi Kaltak? Amın bayram etti değil mi?” dedi. Yeliz, “İçim ilk kez bu kadar güzel dolduruldu!” derken kendini koltuğa atmıştı. Yanına vardım ve yarağımı ağzına dayadım. Yeliz sönük yarağımı ağzına alıp emdi bir süre. Kendimi çektim ve dudağına bir öpücük kondurdum, “Bir akşam bende kal bebek! Sabaha kadar içinden çıkmam; doyarsın!” dedim. “En kısa zamanda bir gece ayarlayalım!” dedi.

Giderken sehpanın üzerine bir miktar para bırakmıştı. Kapıda dudaklarıma öpücük kondurdu ve yürüdü. Ülker onu kapıya kadar uğurladı. Ülker geriye döndüğünde kadının bıraktığı parayı alıp yanıma geldi ve parayı odanın içinde havaya savurdu, “İşte bu!” diye çığlık atarak yanıma gelip boynuma sarıldı. Birbirimizi öpmeye başladığımızda sıkıca sarıldığımızı fark ettim. İlk kendini çeken Ülker olmuştu, “Orospu 800 lira bırakmış! Oysa Ona 500 lira vereceğini söylemiştim. Seninki bu piyasanın en iyi yarağı Canım, bunu unutma!” dedi.

Evde bir süre oyalandıktan sonra dışarıya çıktık. Akşam yemeği için seçtiğimiz yere vardığımızda bizi gerçekten de iyi karşılamışlardı. “Yıllar sonra yeniden İzmir gecelerindeyim ve yanımda genç bir delikanlı var. Çok şanslıyım!” dedi Ülker. Elimi tutup okşadı, ışıldayan gözlerle gözlerime baktı. Sonra, “Çıkalım bu frekanstan!” dedi, ardından kendini toparlarcasına, “Neyse…” dedi. Yemeklerimizi yiyip içkilerimizi bitirdik ve zaman geçirmeden kalktık.

Eve varır varmaz birbirimizin boynuna atıldık ve çılgın gibi öpüşmeye başladık. Kısa süre sonra yataktaydık ve deli gibi sevişiyorduk. Ülker bu kez daha saldırgan ve istekliydi. Bacaklarını açıp yarağımı ıslak amına soktuğumda tırnaklarını omuzlarıma geçirmiş, iri gözlerle bakıyordu. “Sik hadi! Yeliz’i siktiğin gibi sik beni de! Sok yarağını köküne kadar! Hadi! Doyur beni de, hadi!” diye, evi inleten çığlıkları dakikalarca sürmüştü Ülker’in. Deli gibi orgazm oluyor, yeniden devam ediyordu sikişmeye. “Sik!” diye bağırıyor; sara nöbetine yakalanmış gibi kasılmalarla boşalıyordu. Sonunda hırıltılı soluklarla kendini yatağa attı ve öylece kaldı.

Ertesi gün uyandığımda saat neredeyse 10:00 olmuştu ve Ülker çoktan gitmişti. Salondaki sehpanın üzerine not bırakmıştı: “Geceni benimle paylaştığın ve bana harika dakikalar yaşattığın için teşekkür ederim Mesut. Seni kırdımsa özür dilerim. İzmir’in tadını çıkar. Seni ararım Tatlı Çocuk!” diye. Evi dolaştım bir süre. Dışarıya çıkıp komşu bahçeleri seyrettim; uzaktan görebildiğim İzmir’e baktım. Yeni bir yaşam başlıyordu benim için ve yeni bir dünyanın içindeydim.

Artık haftanın en az üç günü birileriyle birlikte oluyordum ve iyi para kazanıyordum. Ülker’in yönlendirdiği kadınlar dışında birlikte olduğum kadınların tavsiye ettiği müşterilerim de oluyordu. Müşterilerim genellikle 40 yaş üstü kadınlardı. Bunlar genellikle kocalarıyla cinsel sorunu olan kadınlardı; ya da onlar öyle söylüyorlardı. Ama Ülker, “Hepsi de yarak hastası bunların! Araştırsan kocalarıyla hiç de sorunu falan yoktur. Alışmış orospular değişik yarak yemeğe; aranıyorlar!” diyordu. Bu beni ilgilendirmiyordu. Aradıklarında, güvenceli olduklarından emin olduklarımı eve davet ediyor ve birlikte oluyordum. Bir saat kadar kalıyor ve gidiyorlardı. Onlar gittiğinde ben gerçek yaşantıma dönüyordum.

Günler su gibi akıp gidiyordu. İzmir’e geleli neredeyse 3 ay olmuştu. Ülker her Çarşamba geliyordu ve Perşembe sabahı erkenden çekip gidiyordu. Onun geldiği günlerde kimseyi kabul etmiyordum. O Çarşamba öyle olmadı. Gelir gelmez kendimizi yatağa atmış ve çılgın gibi sevişmiştik. Evde bir süre oyalandık ve dışarıya çıktık. Akşamüzerine kadar dolaştık ve lüks bir lokantaya gittik. Garson sipariş almaya geldiğinde Ülker birilerinin adını verdi. Garson hemen masadan uzaklaştı ve bir zarfla geri döndü, “Suna Hanım size bunu vermemi söyledi!” diyerek gitti. Ülker zarfı açtı; içindeki notu çıkarıp okudu, “Kalkalım Mesut!” dedi. Garsona teşekkür ettik ve lokantadan çıktık. Arabaya binip hızla Karşıyaka’ya yöneldik. Yol boyunca fazla konuşmadık. Ülker ayrıntıya girmiyordu, “Bu akşamı yaşa ve gör!” diyordu.

Karşıyaka’da yine bir lokantaya girdik. Garsona Suna Hanımın adını verdiğimizde, garson bizi kadını masasına götürdü. Genç bir kadındı. Uzun, düz saçları neredeyse kalçalarına kadar iniyordu. Hayatımda gördüğüm en büyük ağza sahipti kadın. Dik ve dolgun göğüslerini neredeyse açıkta bırakan askılı elbisesinin eteği dizinin çok üstündeydi. Yuvarlak kalçaları, düzgün ve uzun bacakları ile mükemmel bir görüntü sergiliyordu. O güne kadar birlikte olduğum kadınlardan farklı görünüyordu. Bizim yaklaştığımızı görünce ayağa kalktı. Sevimli bir yüzle, samimi karşılamıştı bizi. Ülker de ilk kez karşılaşıyordu bu kadınla.

Kadın bize şarap ısmarladı. Sonra yaşımı, tahsilimi, nereli olduğumu sordu. Benzer kısa soruları sormayı sürdürdü. Kadın beni tanımaya çalışıyordu, “Size mi gideceğiz?” diye sordu sonra. Ülker de, “Mesut’un evi müsait ve oldukça uygun!” dedi. Kadın, “Kalkalım isterseniz!” dedi. Kadın çok pahalı bir Jeep’e biniyordu. Bizi takip edeceğini söyledi. Yolda giderken Ülker, “Senin bildiğin kadar biliyorum. Bildiğim ve kesin olan bir şey varsa, o da kadının kim olduğu!” dedi. İzmir’li ünlü bir aile şirketinin ortaklarından birinin karısıydı kadın. Sonra devam etti, “Seks delisi olduğunu duydum! Biraz sonra göreceğiz. Bu arada şundan eminim Mesut; bu kadın, bu güne kadar tanıdıklarından çok farklı. Biraz sonra ne isteyecek bilmiyorum, ama içten davranmanı tavsiye ederim!” dedi.

Eve vardığımızda kadın uzun uzadıya çevreyi ve evi kontrol etti. Bulunduğu ortamı özümsemeye çalışır bir hali vardı. Bir duble Votka içebileceğini söyledi. Ülker içkileri hazırlamaya gittiğinde kadının telefonu çalmaya başladı. “Hayatım merhaba! Evet, arkadaşlarla birlikteyim. Evleri çok güzel, görmeni isterim. İkisi de sıcak ve sevimli insanlar. Ararım aşkım, öpüyorum!” dedikten sonra telefonu kapatıp çantasına koyarken yüzüme bakıp gülümsedi, “Kocam arıyor, merak etmiş de!” derken yüzündeki gülümseme gerçekten de seksiydi.

O akşam hayatımda yeni bir sayfa açılacaktı ve ilk kez olayın ne kadar içinde olduğumu anlayacaktım…

Benim İlk Genelev Maceram Hüsranla Bitmedi 5 Hikayesi

ALINTI

Ülker’i yalayarak boşalttıktan sonra, yaşadığımız anlık duygusallıktan çıkmamız uzun sürmedi. Ülker aceleyle kendini banyoya attı ve ılık suyun altında bir süre kaldı. Ardından ben de güzel bir duş alıp çıktım. Akşamdan Aydın’a dönüp dönmemeyi konuştuk bir süre. Ben kararı Ülker’e bırakmıştım. Ülker, “Rahatça uyuyalım. Sabah erken kalkar gideriz!” dedi. “Küçük bir bardak daha rakı içmek istiyorum. Nereden çıktı şu viski? Sevmedim!” dedim. Ülker kısa sürede buzlu iki bardak rakı doldurup getirdi. Yanına koyacağı pek birşey yoktu; ev yiyecek açısından fakirdi. Rakımızı içerken koyu bir sohbete başlamıştık. Bir süre sonra merak ettiği şeyi soruverdi, “Neden Aylin’in amını yalamadın ki? Oysa kadın amını neredeyse ağzına sokacaktı!” dedi. “Bunu kimseye yapmak istemiyorum!” dedim. “Benimkini yaladın ama?” dedi. “O senin amın Ülker!” dedim. “Ne alakası var?” dedi.

Kısa süre sonra rakılarımızı içmiş, yatağa girmiştik. Hayatımda ilk kez bu kadar geniş ve rahat bir yatakta yatıyordum. Ülker üzerimdekileri çıkartmaya başladı. Kısa sürede çırılçıplak kalmıştım. Beni soyduktan sonra kendisi de soyunmuştu. Sonra yüzüme bakıp gülümsemişti. “Uzan bakalım Çocuk. Sana borçlu kalmak istemem! Şimdi beni iyi izle. Biraz sonra sana yapacaklarımın hepsini ilerleyen zamanda kadınlara karşı kullanabilirsin; eğer ihtiyaç duyarsan!” dedi. Vücudunu vücudumun üstüne sererek dudaklarımdan öpmeye başladı. Göğüslerini, sımsıcak bacak arasını, bacaklarını sürtüyor, dudaklarımı emiyordu. Sonra çenemden boynuma indi. Yalayarak kayıp kulak memelerime vardı. Kulak memelerimi emiyor, kulağımı yalıyordu. Elleri boş durmuyor; nerem denk gelirse okşuyordu bu ara.

Sonra boynumdan omuzlarıma doğru indi. Yalıyor, öpücüklere boğuyordu geçtiği yerleri. İki eliyle avuçlayıp sıktığı memelerimi yalamaya başladı sonra. Uçlarını diliyle masaj yapıyor, ağzına alıp somuruyor, emiyordu. O an memelerimin emilmesinden ne kadar keyif aldığımı fark etmiştim. Sonra aşağılara doğru indi Ülker. Göbek çukurumda bile bir süre durdu ve yaladı emdi oralarımı. Sonra aşağıya, kasıklarıma indi. İki eliyle bacaklarımı okşarken yarağımın kesilmiş kıllarının üzerinde gezdirdi dilini bir süre. Sonra yarağımın çevresinde dolaştırdı dilini ve indi bacaklarıma. Özellikle bacaklarımın iç kısımlarını yalayarak ayaklarıma kadar indi ve diğerine geçip yine yalayarak çıktı yukarıya doğru. Bir süredir avuçlayıp sıktığı yarağıma gelip durdu. Dibinden kavrayıp okşayarak sıvazlıyordu yarağımı. Durdu ve yarağıma baktı bir süre. “Seni seviyorum!” dedi ve yarağımın kafasına bir öpücük kondurdu. Sonra yüzünü bana döndü ve gülümsedi, “Sana söylemedim, havalara girme!” dedi gülümseyerek. Ona cevap vermedim.

Ülker iyice sertleşmiş yarağımın dibinden kavrayıp başına bir öpücük kondurdu. Sonra yalayarak köküne kadar indi ve taşaklarımı ağzına alıp emmeye başladı. Birini ağzına alıp somuruyor, çıkarıp diğerini ağzına alıyordu. Taşaklarımın altını yalayarak yukarıya çıkıyor, yarağımı kökünden başına kadar yalıyordu. Sonra dudaklarını zorlayarak yarağımın kafasını ağzına aldı. Dibinden kavradığı yarağımın kafasını ağzının içinde diliyle yalamaya başladı. Sıcak ağzının içinde yarağım kalp gibi atıyordu. Ülker somururcasına emiyor, diliyle masaja devam ediyordu. Bu ara yarağımın gövdesini sıvazlayarak 31 çektiriyordu.

Kısa süre sonra boşalacağımı anladım ve yarağımı ağzından çıkartmak için saçlarından çektim. Şiddetle elime bir tokat vurdu ve emmeye devam etti. Yarağımın gövdesinde gidip gelen parmakları ve kafasına masaj yapan dili sayesinde kısa sürede sona ulaştım ve ağzının içine oluk gibi akıtmaya başladım. Hayatımda bu kadar güzel boşalmamıştım; utanmasam çığlık atacaktım; derin inlemelerle boşaldım. Kısa sürede Ülker’in ağzı döl ile dolmuştu. Parmaklarıyla yarağımın dibinden başına doğru sıvazlayarak damarında kalan dölleri de çekiyordu ağzına. Bir süre sonra bir damla bile kalmamıştı; hepsi ağzındaydı. Yarağımı ağzından çıkarıp doğrulduğunda yutkunuyordu. Bir damlası kalmayana kadar hepsini yutmuştu. Gülümseyerek göz attı, “İzninle Çocuk!” diyerek yataktan hızla banyoya yürüdü. Biraz sonra ağzını yıkamış, yatağa geri dönmüştü. Yanıma uzandı ve sıkıca sarıldı. Ülker’e, “Teşekkür ederim. Hayatımın en güzel boşalmasıydı!” dedim. “Herşey karşılıklı Çocuk!” dedi.

Sabah uyandığımızda saat neredeyse 08:00’e geliyordu, Ülker 10:00 gibi genelevde olacaktı. Duşlarımızı aldıktan sonra hazırlanıp çıktık. Jale’nin hediyesi olan giysileri evde bırakmıştık. Yol boyunca fazla şey konuşmadık. Otoban çıkışında beni bırakıp gittiğinde arkasından bakakalmıştım. Cebimde 1.000 lira para vardı, giderken Aylin de 500 lira bırakmıştı. Aydın’da fazla oyalanmadan dolmuşa binip evin yolunu tuttum. Ertesi gün akşam, Salim Ağabeyden aldığım 50 lirayı iade ettim. İşkillenmişti, “Sende garip haller var Mesut. Çözemedim ama fazla uzun sürmez!” dedi. Geçiştirdim, ama Salim ağabeye nasıl ödeyeceğimi bilemediğim bir borcum vardı; onu mutlaka ödeyecektim.

Ülker ile sabahları, ya da gecenin ilerleyen saatlerinde telefonda konuşuyorduk. Sohbetimizin konusu sürekli kadınlar ve seksti. Bana kadınları anlatıyor, onların yatakta beklediklerinden bahsedip duruyordu. “Düşman karşısında başarılı olmanın en kolay yolu onu tanımaktır! Kadınları tanıdığında, onların ne kadar basit yaratıklar olduğunu anlayacaksın. Aslında erkekler zavallıdır ve kadınları çok erişilmez, ulaşılmaz zannederler. Özellikle Türk erkekleri amsalaktır. Biraz cilve, biraz işve; erkeğin her şeyini alırsın. Kadın da farklı değildir. Önemli olan kendini ona kanıtlayabilmendir. Bu piyasada kadınlara kendini kanıtlaman gerekmez. Sabırlı ol; bir süre sonra siktiğin kadınlar seni kendileri pazarlayacaktır. Kendisine benzeyen orospularla konuşurlarken senden söz edecekler ve senin reklamını yapacaklardır!” diyordu.

Bir ara Ülker’e Salim Ağabeyden söz ettim, “Seninle tanışmamı sağlayan O. Ona borcumu nasıl ödeyeceğimi bilemiyorum?” dedim. “Öderiz. Ağzı sıkıysa, kolay; değilse hiç bulaşmayalım!” dedi. “Sıkıdır!” dedim. “O zaman ona bir kıyak yapalım. Yarın akşam çıkıp gelin, ama kalmak için!” dedi. Kısa zamanda planı yapmıştık.

Ertesi gün Ülker’i aradım ve Cumartesi Salim Ağabey ile geleceğimizi söyledim. Ülker, genelevin kapanış saatine yakın gelmemizi söyledi. Salim Ağabey merakla sorular soruyordu, ama ben geçiştiriyordum. Cumartesi günü geç saatlerde gittik. Kapıda Bekçi saatin geçtiğini, elimizi çabuk tutmamız gerektiğini söyledi. Ülker bizi samimi karşıladı ve içeriye aldı. Bizi bekletmeden yemek salonuna aldı. İçeride iki kadın daha vardı; yiyecek birşeyler hazırlıyorlardı. Ülker bizi tanıştırdıktan sonra oturmamızı söyledi ve izin istedi.

Salim Ağabey tedirgin duruyordu; benim de ondan kalır yanım yoktu aslında. Kısa süre sonra Ülker geldi, durumu fark etmişti, “Burası bizim dünyamız…” dedi yanıma oturarak, “Yıl boyu bu odaların içinde gider geliriz; bizim ailemiz bunlar. Canan Ablanın kızı; Papatya. Çingenedir. Değil mi kız?” dedi. Sonra gelip Salim Ağabeyin yanına oturdu ve “Salim Abi, hangisi daha seksi bunların?” diye sordu. Salim Ağabey biraz rahatlamış görünüyordu, “Biz Papatya ile tanışıyoruz!” dedi. Ülker, “Hadi be!” deyince, Papatya da, “Birkaç kez misafirim olmuştu!” dedi. Ülker, “Abi, Canan da sikilecek karıdır, ama onu es geçmekle hata yapıyorsun!” dedi.

Canan ile Papatya birbirinin zıttı iki kadındı. Papatya uzun boylu, sarışın ve vücut hatları görmeye değerdi. Canan daha kısa boylu, iri göğüs ve kalçaları olan, beyaz tenli bir kadındı. Vardığımızdan kısa bir zaman sonra harika bir sofra hazırlanmıştı. Tam Salim Ağabeyin ağzına göreydi sofra; rakı, balık, salata ve meyve. Hep birlikte rakılarımızı yudumladık ve yemeye başladık. Sohbet sürekli olarak seks, genelev ve kadınlar, erkeklerdi. Ülker kesinlikle ilişkimizden, dışarıda buluşmamızdan söz etmiyordu.

Papatya bir ara, “Ebrucuğum, Mesut ile kısa zamanda dost oldunuz… Seni böyle sohbetlerde pek görmeye alışık değiliz. Nereden çıktı bu gece âlemi?” dedi Ülker’e. Ülker de, “Ara sıra biriyle yapacaksam, temiz ve genç olsun istedim; o nedenle Mesut bu gece burada!” dedi. Canan gülerek, “Çok inandırıcı! Bunun altında bir çapan oğlanı vardır; çıkar bir süre sonra!” dedi. Ülker de, “Amını yırtarım senin! Daha altında buzağı aramayın kızım ya. Ne olacak ki? Geçen geldiğinde telefon numaramı verdim, aradı Çocuk. Bu akşam gelmeyecekti, zorla getirttim. Baksana şunun güzelliğine!” dedi ve boynuma sarılıp, yanağımdan öptü ve yüzümü okşadı.

Kadınlar ve Salim Ağabey su gibi rakı içiyorlardı. Ben, bana konulan dubleyi yarıya bile getirmemiştim; Canan bunu alay konusu yapmak istedi. Canan’a, “Evet, yavaş içiyorum. Tedbiri elden bırakmamak için yapıyorum!” dedim. Ülker, “Kızım şu Çocuğu rahat bırak! Toy Çocuk görmüyor musun? Daha sikişmenin ‘S’sinden anlamıyor zaten. Amı görünce suyunu koyuveriyor zavallı. İki dakikalık erkek senin anlayacağın benim Kocam. Rahat bırak şunu!” dedi. Papatya, “Bu her şeyi açıklıyor. Bence Mesut’ta mal kaliteli ve iyi vuruyor!” dedi. Ben araya girdim ve “Kapatalım şu konuyu!” dedim. “Utandırdınız Çocuğu!” dedi Ülker. Canan, “Ya arkadaşlar, buraya içmeye mi geldiniz? Benim dışımda hepiniz önceden tanışıyorsunuz. Hadi şu sofrayı kaldıralım da yatalım. Sabaha çok kalmadı, bilesiniz!” diye çıkıştı.

Biraz sonra kadehler bitmiş, sofra toplanmıştı. Papatya’nın geceyi ilerletmeye gönlü pek yok gibi görünüyordu. Ülker bunu hissetmişti, “İstemiyorsan gidebilirsin Papiciğim!” dedi. Papatya özür dileyip odadan ayrıldı. Ülker, “Olması gereken yaptı. Baştan katılması hataydı zaten!” dedi. Canan, “Ortamı merak etti orospu!” dedi. Ülker, “Deme şu kıza öyle!” diye çıkıştı, sonra da, “Siktiret!” dedi yerinden kalkarak, “İçiyorsanız koyacağım!” dedi. Salim ağabey, “Ben içerim!” dedi. Canan bardakları yeniden doldurdu ve geçip Salim Ağabeyin yanına oturdu. “Ebru bunu ilk kez yapıyor!” dedi Salim Ağabeyin kolunu okşayarak, “Buraya geleli yaklaşık bir yıl oluyor; ilk kez böyle bir gece yaşıyoruz. Geçmişte kaç kez teklif ettik, ama kabul etmemişti. Sence bu Mesut’ta ne var Salim?” dedi.

“Valla ben de bilmiyorum!” dedi Salim Ağabey. Canan, “Lan sen de bir bok anlamıyorsun benim gibi! Anladığım kadarıyla Mesut bizim enişte olmuş görünüyor ya, hayırlısı!” dedi. Ülker yaklaşıp dudaklarıma bir öpücük kondurdu, “Bundan daha gencini, yakışıklısını mı bulacaksınız kızım bana?” dedi gülerek. Canan, “Tanrı muhabbetinizi artırsın, gözümüz yok Ebrucuğum!” dedi. Salim Ağabey, “Senin yok mu Mesut gibi bir yakışıklın Canan?” diye sordu. Ülker, “Onun kapıda Anası var Abi! Şahin gibi gözleri hep üzerinde oyluyor Canan’ın. Bakma sen bugün memlekete gitti de rahatız!” dedi. Salim Ağabey Canan’a, “Güzel kadınsın!” dedi. Canan ondan tarafa döndü ve yüzüne baktı. Elini pantolonunun üzerine koyup yarağını avuçlayıp sıktı. Sonra uzanıp dudaklarına öpücük kondurdu. “Rakılarımız içelim ve gidelim!” dedi yarağını avuçlayarak, “Bu tazeleri de yalnız bırakalım!” diye ekledi.

Kıza bir zaman sonra odalarımıza çekilmiştik. Ülker yatağın çarşaflarını değiştirdi ve gözlerini bana dikti, “Ben bir bardak daha içeceğim, ister misin?” diye sordu. “Hayır.” dedim. Gitti ve bir bardak rakı ile bir muz alıp geri döndü. Ben soyunmuş yatağa uzanmıştım. Oturmadan rakıdan büyükçe bir yudum aldı ve muzdan ısırıp soyunmaya başladı. Kısa süre sonra o da çıplak şekilde yanıma uzanmıştı. Gözlerini tavana dikip durdu bir süre. Elimi uzatıp elinden tuttum. Elimi sıkıca kavradı ve bana döndü, “Sevişmek istiyor musun?” dedi. “Hiç fark etmez. Ben buraya geceyi birlikte geçirmeye geldim. Sevişmek aklımda bile yok!” dedim. Uzanıp dudaklarıma yapıştı. Ürkütmemeye çalışırcasına öpüyordu dudaklarımı. Elleri saçlarımda, okşuyor, öpüşürken gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. Dakikalarca öpüştük. Dudaklarımız dans ediyordu. Öpücükler konduruyor, dudağımın birini ağzına alıp emerken diğerini bana veriyordu, ama kesinlikle ölçüyü kaçırmıyordu.

Sonra yerinden kalktı, sehpanın üzerinde duran rakısını alıp bitirdi ve muzdan bir parça daha ısırdı. Ayakta bir süre beni izledi ve “Orospu Çocuğu… Sana aşık olmayacağım.” dedi mırıldanırcasına, gelip yanıma uzandı ve bana doğru döndü. Saçlarımı okşarken gülümsemeye çalışıyordu. Bu gülümsemeyi daha önce görmüştüm; baştan sona acı doluydu. Uzanıp saçlarını okşadım ve kendime çektim. Dudaklarımız yeniden buluşmuştu. Yine uzun uzadıya öpüştük. Ülker birden dudaklarını benden kurtardı; elini yarağıma attı ve okşamaya başladı. Vücudumu öpüp yalayarak aşağıya doğru inmeye başladı. Kısa zaman sonra yarağıma ulaşmıştı. Dibinden tutup sıvazlayarak başına öpücükler kondurmaya, yalamaya başladı. Yarağım kısa sürede kazık gibi olmuştu. Birden yarağımı bırakarak doğruldu ve kendini yatağa attı. Saçlarımdan tutup çekerek Beni üzerine aldı. Gözlerinden hırs ve öfke akıyordu sanki. “Hadi, sik beni!” dedi, dişlerinin arasından hırılarcasına.

Bacaklarının arasına yumuldum ve amını yalamaya başladım. Kısa süre sonra saçlarımdan tutup beni yukarıya çekti, “Sok şu yarağını amıma!” dedi bacaklarını açarak. Bacak arasına girdiğimde yarağımı tutup amının dudakları arasına sürtmeye başladı. Gözlerini gözlerime dikmişti; dudaklarının arasından çıkan hırıltısı odayı kaplıyordu sanki. Yarağımın kafasını am dudaklarının arasına yerleştirip kendini bana doğru itti. Yarağımın kafası ıslak amın dudakları arasından kayarak girmişti. Ülker derin bir, “Ohhhh!” çekerek durdu öylece. “Amımı yırtıyorsun! Yavaşça sok hadi şunu!” dedi mırıldanarak. Yarağımı ıslak amın içine sokup çıkarmaya başladım. Amı yine dar ve alev gibi yanıyordu. “Amın ateş gibi bebeğim!” dedim. Saçlarımdan tutup dudaklarımdan öpmeye başladı.

Yarağımı yavaşça çıkartıp yeniden sokuyordum. Yavaştan derinliklere doğru giriyordum. Yarıya kadar sokmuştum yarağımı. Ülker iki eliyle omuzlarımdan tutup, vücudumu kendine çekerek dudaklarımdan öpmeye devam ediyordu. “Sik beni!” diyordu ara sıra, “Sok odun yarağını amıma. Sok!” diyordu. Bacaklarını iki yana alabildiğine açmıştı. Vücudumu okşuyor, saçlarımı çekiştirerek yüzümü yüzüne sürtüyordu. “Evet böyle! Devam et! Sik beni! Kocam benim! Ohhh! Yarağın içimi dağlıyor! Sik! Hepsini sok içime! Hadi!” diyordu.

Birbirine yapışmış vücudlarımızın arasına elimin birini zorla sokarak memelerini okşamaya başladım. Dudaklarımız halen deli gibi dans ediyordu. Ülker şimdi kasıklarını kasıklarıma doğru ittirmeye başlamıştı. Alttan adeta kasıklarıma vuruyordu. Her yüklenişinde yarağım köküne kadar içinde giriyor, aynı hızla kafasına kadar çıkıyordu. “Sik beni! Sik’ Evet böyle! Kocam! Yarağa doyur beni! Çok güzel! Devam et! Böyle çok güzel erkeğim! Yarağın içim dağlıyor kocam! Doyasıya sik beni! Hadi devam et! Sik!” diyordu. İki eliyle kalçalarıma yapışmış, deli gibi kendine çekiyordu kasıklarımı. Yarağım artık fazla çıkmıyordu amından. Yarıya kadar çıkıyor, köküne kadar içinde kayboluyordu. Kasıklarımız durmadan birbirine vuruyordu şimdi.

“Sok! Sok! Köküne kadar sok erkeğim! Sik beni! Kocam. Yarağın çok güzel Mesut! İçimi dağıtıyor erkeğim! Tanrım! Ohhh! Deli olacağım! Sik!” derken, birden saçlarımdan tutup çekerek gözlerini gözlerime dikti. İrileşmiş, yuvarlağından çıkacak gibiydi gözleri. Gözlerimin içine bakıyor. Hırıltılarla alttan yarağımı dövüyordu. “Ihhh! Ihhh! Kocam! Geliyorum Mesut! Geliyorum Erkeğim! Ohhh! Sok! Kökle erkeğim! Beni bırakma Mesut! Hep böyle sik beni erkeğim! Ahhh! Ahhh!” sözleri dudaklarının arasından hırıltı gibi çıkıyordu. Titremeye, kasılmaya başladı sonra. İki eliyle kalçalarımdan tutup kendine bastırdı ve öylece tutarak amını kasıklarıma yapıştırdı. Alttan kısa vuruşlarına devam ediyordu. Hırıltılarla geliyordu Ülker; kasılmaları nöbet geçiren sara hastası gibiydi. Dudaklarını ısırarak sesini kesmeye çalışıyordu. Titredi, gerildi ve durdu.

Gevşedi sonra; duruldu ve kendini yatağa bıraktı. Serilip kalmıştı yatağa. Gözlerini açtı bir süre sonra; yüzüme baktı. İki eliyle yüzümü okşayıp uzandı ve dudaklarıma öpücük kondurdu, “Özür dilerim!” dedi. Bir süre öylece kaldı. Sonra yataktan kalktı, rakı bardağını alıp mutfağa götürdü. Geriye geldiğinde bakışları değişmiş görünüyordu. Gelip yanıma uzandı. Yarağım çoktan inmişti. Okşarken yüzüme baktı, “Boşalmak istiyor musun?” diye sordu. “Hayır!” dedim. Gelip yanıma uzandı ve sarılıp dudağıma bir öpücük kondurdu, “Uyumak istiyorum!” dedi. “Ben de!” dedim. “İyi geceler Çocuk!” dedi ve başını omzuma koyup sustu.

Sabah zorla uyanmıştık. Neredeyse müşteriler kapıya dayanmıştı. Bir an önce çıkmalıydık. İki kadın da bizi kapıya kadar uğurladı. Ayrılırken Ülker kulağıma yaklaştı ve “Sen her şeyi hak ediyorsun Çocuk!” dedi kulağımdan öperek.

Dışarıya çıktığımızda bir sürü insanın ortalık yerde dolaştığını gördük. İnsanlar sanki sidik tavıyla am sikmeye gelmişlerdi. Salim Ağabey, “Nasıl geçti?” diye sordu. “İyiydi!” dedim. Salim Ağabey, “Biz sabaha kadar sikiştik!” dedi. Ben sesimi çıkarmayınca Salim Ağabey susmanın en doğru yol olacağını düşünmüş olmalıydı ki, kasabaya varana kadar konuyla ilgili konuşmadı.

Benim İlk Genelev Maceram Hüsranla Bitmedi 4 Hikayesi

ALINTI

Jale, Ülker ve Ben Alsancak’ta bir süre dolaştık. Bana birkaç giysi aldık. Ne aldıysak parasını Jale ödedi. Başlangıçta bu beni huzursuz etmişti, ama Ülker’in dürtüklemesiyle sesimi çıkarmadım. Eve döndüğümüzde hava henüz karamamıştı. Jale akşam yemeği için bir yerlere gitmeyi teklif etti, ama Ülker kabul etmedi, “Mesut’un gitmesi gerekiyor Hayatım. Başka zaman bir gece sende kalacağız, söz veriyorum!” dedi. Ülker benim adıma da konuşuyordu ama bu beni nedense huzursuz etmiyordu.

Jale’nin evinden kısa süre sonra ayrıldık. Yol boyunca konuşmadık sayılır. Ülker’in evine vardığımızda, aldığımız eşyaları alıp eve girdik. Mont, pantolon, gömlek, iç çamaşırı, çorap ve ayakkabı almıştık. Kemeri de ihmal etmemişti Ülker. Zaten alınan ne varsa o seçmişti. Yorgunlukla kendimizi koltuğa attık ve bir süre sustuk. Sanki sözün bittiği yerdeydik. Bir şeyler konuşulacaktı ve onun zamanının gelmesi bekleniyordu. Sessizliği Ülker bozdu sonunda. Çantasından çıkardığı bir miktar parayı bana uzattı; 500 liraydı para. “Jale verdi, emeğinin karşılığı olarak!” dedi. Para elimde bir süre baktım. Ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Ülker yerinden kalkıp yanıma geldi ve bana sarıldı; dudaklarıma bir öpücük kondurdu. Sonra ayağa kalktı, kolumdan tutup beni de sürükleyerek mutfağa götürdü. Ocaktaki suyun altını yaktıktan sonra yanıma gelip oturdu ve “Bu, benim dünyanın başka bir şekli Mesut!” dedi.

Para halen elimdeydi, ne söyleyeceğimi, ne yapacağımı şaşırmış durumdaydım. “Şimdi o parayı cebine koy ve beni iyi dinle… Önünde bir aylık zaman var. Okul bittikten sonra istersen seni bu yaşamın içine sokabilirim… Yemin ediyorum, çok kısa zamanda bu alemin 1 numarası olacaksın! Eminim, bu dünyanın içinde çok güzel dolaşacak ve yaşayacaksın!” dedi.

Bu Jigololuk, yani fahişelikti.

Ona, “İçinde yaşadığın dünyada mutlu musun Ülker?” diye sordum. “Elbette mutluyum! Herkes gibi bir mesleğim var; çalışıyorum ve para kazanıyorum. İşimi severek yapıyorum, o nedenle mutluyum!” dedi, çenemden tutup yüzümü kendine çevirdi; gözlerini gözlerime dikti ve soru sorar gibi baktı, “Biliyor musun, ben kendimi oldukça ahlaklı görüyorum! Çünkü vücudumu satmayı meslek edinmişim ve devletin bana verdiği izinle bunu yapıyorum. Biraz önce birlikte olduğun Jale’nin evli ve iki tane çocuk sahibi olduğunu biliyor musun? Daha da ötesinde şunu bilmeni isterim; Jale fabrika sahibi birinin karısı. O bu işi zevk için yapıyor. Yani o sürekli olarak birileriyle kocasını aldatıyor. Orospuluk yapıyor senin anlayacağın. Jale gibi, bu piyasada binlerce kadın var aynı şekilde yaşayan. Her birinin bin bir tane mazereti var; mazeretteki amaç, yediği halta bir kılıf bulmak. Tek düşünceleri değişik bir yarak ve farklı kişilerle birlikte olmak; bunu biliyorum. Benimse üç aydır birlikte olduğum kimse yok. İşyerinde odama aldığım erkeği boşaltıyorum ve gönderiyorum. Bunu yaparken de kimseyi aldatmıyorum. İstatistikler, dünya kadınlarının yuzde 27’si eşlerini ya da sevgililerini sürekli olarak aldattığını gösteriyor. Ara sıra aldatan kadın sayısı yuzde 58. Kadınların yuzde 84’ü eşlerini ya da sevgililerini en az bir kez aldatmışlar. Bunları ben söylemiyorum, istatistikler söylüyor. Ben mesleğimi yapıyorum ve kimseyi aldatmıyorum. Bağlı olarak da kendimi gerçekten de temiz ve ahlaklı görüyorum.” dedi.

Bir genelev kadını iki dakikada kendini rahibeye çevirmişti; söyledikleri de tamamen doğruydu.

“Dinle Çocuk; üç ay sonra ilk kez seninle birlikte geldim bu eve. Geldiğim için de mutluyum. Beni hayal kırıklığına uğratmadın, sana teşekkür ediyorum!” dedi, uzanıp dudağıma bir öpücük kondurdu ve “10 yıl ver bana! Arkana dönüp baktığında geldiğin yola ve yaptığın servete inanamayacaksın. Müthiş bir yarağın var ve kendini istediğin kadar tutabiliyorsun. Yemin ediyorum bu iki özelliğinle alemin kralı olacaksın!” dedi. Biraz sonra kahvelerimiz elimizde salona geçtik. Ülker uzun uzadıya kadınlardan ve seksten söz etti. Söylediklerini beynimin bir köşesine kaydediyordum; ilerleyen zamanda kesinlikle bana lazım olacaktı.

Sonra, “Senden hoşlanıyorum! Bizim mesleğin yarını yok. Sana ‘Seni seviyorum, birlikte yarınlar kuralım’ demem. 30 Yaşına kadar elinin altına gelen bütün kadınlarla yat ve sonra durul. Evlen, kılıbık bir ev erkeği ol; evinin köşesinde otur, eşine kocalık yap!” dedi.

O ara Ülker’in telefonu çaldı. Açtı, “Alo, canım. İzmir’deyim. Evet. Tamam canım. Sen bilirsin. Bekliyorum!” deyip telefonu kapatıp koltuğun üstüne attı. Elindeki fincanı sehpaya koyup bana döndü. Uzanıp elimi tuttu, “Biraz sonra bir başkası gelecek; ona senden söz etmiştim. İstemiyorsan onunla yatmazsın, sen bilirsin ama bana kalırsa tadını çıkart. Hem yarağının sefasını süreceksin, hem de emeğinin karşılığını fazlasıyla alacaksın. Şunu asla unutma Mesut; bunların hepsi orospu ve bunu duymaktan hiç de rahatsız olmazlar. Biri bana orospu dese ağzına sıçarım, ama bunlara yatakta sikerken rahatlıkla bu sözü söyleyebilirsin; tahrik olurlar, duymaktan zevk alırlar. Hiç birinin hikayesini merak etme; hepsi de söyleyecek bir yalan bulur. Öğrensen ne kazanacaksın ki? Hem, sana ne? Ha, bir de; senin en çekici yanın ne biliyor musun? Utangaç tavırların. O kasabalı tavrın Jale’yi öyle tahrik etti ki anlatamam. Bunu rol olarak yapmıyorsun biliyorum, ama çok iyi oturuyor. Bence devam et Çocuk!” dedi.

15 dakika kadar sonra bahçe kapısına lüks bir araba dayanmıştı; Ülker kapıyı açtı ve onu içeriye aldı. Arabadan inen kadın görülmeye değerdi; uzun boylu bir sarışındı. Üzerinde siyah askılı bluzu ve koyu kahverengi mini eteği vardı. Sarı saçları düz kesilmiş, özensiz duruyordu. Fazla büyük olmayan göğüsleri ve düzgün bacakları ile bakımlı görüntüsü etkileyiciydi. Dolgun duran kaşları, saçlarının aksine siyahtı. Etli dudakları ve çıkık elmacık kemikleri ile seks kokan bir görüntü sergiliyordu. 40 yaşlarında olmalıydı. “Ben Aylin!” dedi elini uzatırken. Ülker daha önce bana, (Hiç birinin adı önemli değildir. Hepsinin takma bir adı vardır. Başlangıçta gerçek adını sana söylemek istemezler, ama bir süre sonra seni kendi evine davet ederler ve kocasıyla sikiştiği yatakta kendisini sikmeni isterler. Demem şu ki; hiç birini ciddiye alma Çocuk!) demişti.

Ayrı koltuklara oturduk ve sohbete başladık. Ülker Aylin’in getirdiği visk**en hazırlayıp verdi. Aylin kısa sürede içkisini bitirmiş, yeniden istemişti. Belli ki içinde bulunduğu duruma uyum sağlamak için içiyordu. İkinci bardağı yarıladığında gelip yanıma oturdu. Elini omzuma atıp okşamaya başlamıştı. Acelesi mi vardı, yoksa Ülker’in anlattıklarını bir an önce görüp yaşamak mı istiyordu bilemiyordum. Kendimi koltuğa yasladım ve başımı ondan yana çevirdim. İri gözleriyle gülümseyerek bakıyordu. Elini yüzümde gezdirdi ve uzanıp dudaklarıma öpücük kondurdu. Sıcak dudakları vardı. Dudaklarını kulağıma doğru kaydırırken eli göğüslerimden aşağıya kaymaya başladı. Pantolonumun üzerinden henüz uyanmayan yarağımı avuçladı ve sıktı, “Utanıyor musun?” diye sordu. Yüzümü çevirerek yine dudaklarıma yumularak öpmeye başladı.

Karşılık vermede gecikmemiştim. Kadının etli ve iri dudaklarını yoğurmaya, emmeye başladım bir anda. Eli bulduğu yarağımı yoğuruyor, avuçlayıp sıkıyordu. Yarağım kısa süre sonra uyanmaya başlamıştı. Belli belirsiz hareketlerle file çoraplı bacaklarını okşamaya başlamıştım. Tişörtümü aceleyle sıyırıp çıkardı ve koltuğa kendini atarken beni üzerine çekti. Dudaklarımız ayrılmıyordu. Bacağını bacaklarımın üzerine atmıştı, ama eli hala yarağımı avuçlamaya devam ediyordu. Geri çekilip yüzüme baktı ve gülümsedi, “Bakalım neler yapıyor şu küçük canavar!” diyerek kemerimi aceleyle çözmeye başladı. Fermuarımı çekip pantolonumu indirmesi birkaç saniyesini almıştı kadının. Yeni sertleşmeye başlayan yarağımı ortaya çıkardığında gövdesinden kavrayıp sıktı ve yüzüme baktı, “Harika!” diye mırıldanarak üzerine eğildi, kafasına dil darbeleri atmaya başladı. Sıcak nefesi kasıklarımda yayılıyordu ve yarağım kısa sürede sertleşmişti. Aylin o an geriye çekildi ve gövdesinden tuttuğu yarağımı sıkarak Ülker’e baktı. Ülker, elinde viski bardağı ile sessizce bizi izliyordu.

Jale, “Müthiş!” dedi gülümseyerek. Sonra hızla yerinden kalktı ve önüme geçip pantolonumla külotumu ayağımdan sıyırıp çıkardı. Önümde öylece dikildi bir an. Sonra bacaklarımı açarak önümde diz çöktü ve yarağımı yeniden kavradı. Kafasına dil darbeleri atıyor, köküne kadar yalayıp yeniden kafasına geliyordu. Taşaklarımı kavrayıp sıkarak yarağımın kafasını ağzına aldı sonra. Kafası tamamen kaybolmuştu. Ağzının içinde kafasına dil darbeleri atmaya başladı. Kısa süre sonra çıkarıp yeniden köküne kadar yaladı ve ayağa kalktı. Önümde dikilip bluzunu çıkarırken ben de eteğini aşağıya doğru çekerek çıkardım. Aylin sutyenini çıkarıp kenara atmıştı bu ara. Altında kalem durabilecek kadar sarkmış göğüslerini altından tutup avuçlayarak sıktım ve birinin başını ağzıma alıp emdim bir an. Sonra ayağa kalktım ve dudaklarına yumuldum. Bir an öptükten sonra onu koltuğa itercesine yatırdım. Külotunu tutup aceleyle ayaklarında çekip kenara attım ve bacaklarının arasına girdim. Aylin bacaklarını alabildiğine açmıştı. Yeni traş edilmiş kasıkları parıldıyordu. Amının etli dudakları açılmıştı. Amının içi ıslaklıktan parıldıyordu.

Yalamam için başımı bacak arasına doğru bastırdı, ama ben elimi atıp amını avuçladım. Amından resmen su akıyordu karının. Göt deliğine kadar okşayarak amını sıkmaya, sıvazlamaya başladım ve yüzüne baktım. Yalamayacağımı fark edince hızla yerinden kalktı ve beni tutup koltuğa yatırdı. Aceleyle bacaklarını açıp üzerime çıktı ve yarağımı kavrayıp am dudaklarının arasına sürtmeye başladı. Gülümseyerek yüzüme bakıyordu. Birkaç sürtmeden sonra yarağımın kafasını am dudakları arasına yerleştirip yavaşça kendini bıraktı. Yarağımın kafası bir anda ıslak am dudakları arasından kayarak içine girdi. “Ayyyy!” diye bir çığlık atarak kendini yukarı çekti ve acıyla yüzüme baktı, “Yırtıldı sandım!” dedi. O an Ülker elinde kremle geldi ve kutuyu Aylin’e verdi, “Bence deneme!” dedi.

Aylin krem kutusunu alıp açtı ve üç parmağı ile aldığı kremi yarağıma sürmeye başladı. Kısa sürede yarağım köküne kadar krem olmuştu. Sonra yeniden krem alıp amına sürdü ve parmaklarıyla içine doğru yedirdi. Yeniden üzerime çıkıp yarağımı am dudakları arasına yerleştirdi ve yine bıraktı kendini. Kremin etkisiyle yarağın kafası bu kez kayarak girmişti, ama orada durdu Aylin. İrileşmiş gözlerle yüzüme bakarken gövdesinden tuttuğu yarağımı sıvazlamaya devam ediyordu. “Ufff! Çok kalın! Girerken amımın dudaklarını yırtıyor sanki!” diyordu. Kendini yukarıya doğru çekti ve yeniden bıraktı. Yarağın kafası yine kaybolmuştu amın dudakları arasında. Amın içi ateş gibi yanıyordu; bu sıcaklığı Ülker’in de, Jale’nin de amında hissetmiştim. Demek ki amın içi gerçekten de sıcak oluyordu.

Aylin yarağımı bırakmış, iki eliyle omuzlarımdan tutunmuştu. Öylece durdu bir süre ve sonra kendini yeniden yukarıya çekti. Yarağımı kafasına kadar çıkardı ve yeniden oturdu. Yarağın kafası bir görünüyor, bir kayboluyordu. İki elimle göğüslerinden tutup vücudunu kendime çektim ve dudaklarına yapıştım. Bir anda deli gibi öpüşmeye, kemirişmeye başladık. Göğüslerini koparırcasına yoğuruyor, dudaklarını ısırıyordum. Sonra uzanıp göğüslerini yalayıp emmeye başladım. Elimin birini kalçalarına attım ve kendime çekiyordum. Aylin beni umursamıyordu. Kendi bildiği gibi yavaş hareketlerle oturup kalkmaya, yarağımı santim santim içine almaya çalışıyordu. “Ufff! Çok kalın yarağın var erkeğim! Amımın dudaklarını yarıp giriyor! Ayyyy! İçimi dolduruyor!” diye bir yandan söyleniyor, bir yandan da yavaştan yarağımı her geçen saniye içine alıyordu.

Bir süre sonra kasıklarımız buluşmuştu. Öylece durdu Aylin. Omuzlarımdan sıkıca tutup yüzüme baktı ve gülümsedi. “İçimi doldurdu! Bu kadar gerileceğim aklımın ucuna bile gelmezdi! Harika yarağın var erkeğim!” dedi. Bunları söylerken oturup kalkmaya başlamıştı. Yarağımın üzerinde dans eder gibi oturup kalkıyordu artık. Amı kısa sürede yarağıma alışmıştı. Kafasına kadar çıkartıyor, köküne kadar alıyordu yarağımı. Amının sularıyla iyice ıslanan yarağım şak, şuk sesleriyle bir görünüp bir kayboluyordu. Omuzlarımı sıkan parmakları giderek sert tırnak batmalarına dönüşmüştü. “Ahhhh! Harika! İçimi dövüyorsun erkeğim! Ufff! Çok güzel! Amımı doldurdun! Ayyyy! İçim kayıyor! Ahhhh!” diyerek inlemeleri giderek çığlıklara dönüşmeye başlamıştı. Hızlı şekilde inip kalkıyor, yarağım kasıklarının arasında bir görünüp bir kayboluyordu. Gözleri giderek daha da irileşiyordu. Gırtlağından gelen hırıltılarla odayı inletirken bir yandan da bağırıyor, söyleniyordu. “Harikaaa! Çok güzel! Ahhh! Ahhhh! Aaahhhh!” çığlıklarıyla birlikte deli gibi dövüyordu kasıklarımı.

Birden kendini bıraktı ve yarağımı köküne kadar amının içinde yok etti. Kasıklarını sürterek yarağımı içinde bir yerlere sürtmeye çalışıyor gibi yapıyor, am dudaklarıyla yarağımı mengene gibi sıkıyordu. Kasılıyordu üzerimde. Gözleri yuvarlağından çıkacaktı neredeyse. Çığlıkları evi inletiyordu bu ara. Sert kasılmalarla geliyordu üzerimde. Saniyeler sonra çığlıkları kesildi, ama titremeleri devam ediyordu. Amı yarağımı adeta sağıyor, sıkıp bırakıyordu. Yavaşladı ve durdu Aylin. Gözlerini gözlerime dikip yüzüme baktı. Kısa titremeleri devam ediyordu, ama vücudu durulmuştu. Eğilip dudaklarıma öpücük kondurdu, “Harikasın! Hiçbir yarak içimi bu kadar doldurmamıştı! Ufff! İçim dışıma çıktı! Öldüm!” diyerek üzerime bıraktı kendini sonra. Kalp atışları hala hızlıydı kadının.

Ülker yerinden kalkıp yanımıza geldi ve Aylin’in kalçalarına bir şaplak patlatarak, “Orospu! Yarağın kralı bu işte! Bu kadar kısa sürede boşalacağını hiç düşünmezdin değil mi?” dedi. Jale de, “Ayyyy! Halen geliyorum Ülker yaa! Ufff! Koptum resmen biliyor musun güzelim! Ohhh! Harika bir şey bu yarak!” deyip, üzerimden kalkarak koltuğa bıraktı kendini. Ülker gelip kazık gibi duran yarağımı gövdesinden kavrayıp başına öpücük kondurdu. Sonra uzanıp dudağıma bir öpücük kondurdu. Saçlarımı okşayarak gülümsedi.

Koltuktan kalkıp banyoya yürüdüm. Ülker banyoya gelip, arkamdan sarıldı, “Bir şey mi oldu Çocuk?” diye sordu. “Gayet iyiyim! Herşey yolunda bebeğim!” dedim ve döndüm, belinden tutup kendime çektim, “Sevdim bu işi Ülker!” dedim. Uzanıp dudağıma öpücük kondurdu ve gülümsedi, “Harikasın!” diyerek kıçıma bir şaplak vurdu ve gitti.

Yarağımı ve kasıklarımı yıkayıp salona gittim. Aylin halen öylece yatıyordu. Gidip başında dikildim; yüzüme gülümseyerek bakıyordu. “Amın çok tatlıydı bebek!” diyerek dudağından öptüm. Aylin, “Boşalmadın ama?” dedi. Gülerek, “İstemedim ki!” dedim. “Ya Ülker, bu isteğe bağlı mı boşalıyor?” dedi. “Sikmeyi daha çok seviyor hayatım!” dedi Ülker. Aylin uzanıp yarağımı kavradı ve kendine çekti, “Bir daha siksin ve içime boşalsın!” dedi. “Doymadın mı orospu?” diyerek güldü Ülker. “Bu yarağa doyulur mu kızım ya?” dedi Aylin. Ülker de, “Kızım bu Çocuk yarın da lazım! Bugün canını çıkarıp yarın ne yapacaksın?” dedi.

Aylin’in üstüne gidip yarağımı ağzına dayadım. Diliyle başına dokundu ve kendimi çektim. Sehpanın üzerinde duran viski bardağımı alıp koltuğa oturdum ve bir yudum içtim; yarıya bile gelmemişti daha. Viskiyle ilk kez tanışıyordum ve tedbirli davranıyordum. Aylin yerinden kalkıp banyoya giderken, Ülker de viskisini eline alıp yanıma gelip oturdu ve “Yeniden isterse sikme! Tadı damağında kaldı orospunun!” dedi. ‘Tamam’ der gibi başımı salladım.

Aylin de gelmişti bu ara; viskisini alıp yanıma oturdu. Elini bacağımın üzerine koyup okşamaya başladı ve “İkinize de teşekkür ederim!” dedi yarağımı avuçlayarak, “Harika bir orgazm yaşadım. Yemin ediyorum hayatım boyunca yediğim en güzel yaraktı! Biran amımın patlayacağını düşündüm!” dedi. Sıcak el teması ile yarağım yeniden harekete geçecekti; yerimden kalkıp içki bardağını sehpaya bıraktım ve yeniden mutfağa girdim. Kısa süre sonra döndüm ve içkimi alıp karşı koltuğa oturdum. Aylin bir an yüzüme soru sorar gibi baktı; davranışımdan huzursuz olmuşa benziyordu. Ülker bunu hissetmişti, “Orospuluk yapma Aylin! Çocuk bugün tanıtım için geldi. Önümüzdeki haftalarda geceler düzenleyeceksiniz. Bugün bu kadar, üstüne gitme. Tamam mı?” dedi gülerek. Aylin de, “Tamam kızım ya, tamam. Hevesimizi kursağımızda bırakıyorsun, bilmiş ol. Zaten iki dakikada bitirdik işi!” dedi. Ülker de, “Acelen neydi orospu? Çocuk sana boşal mı dedi?” dedi. Aylin de, “Sen çok mu fazla dayanıyorsun bu yarağa Ülker? Yemin ederim sen benden önce akıtırsın amının suyunu!” dedi. Ben dayanamadım ve “Durun bir dakika ya! Çıkın şu frekanstan. Normale dönün, normale!” dedim. İkisi de kahkahayı basmıştı söylediklerime.

Bir süre sonra Aylin gitmek için toparlanıp kalktı. Kapıda onu uğurlarken dudağıma öpücük kondurduve pantolonumun üzerinden yarağımı avuçladı, “En kısa zamanda bekliyorum seni! Gece boyu içimde istiyorum bu canavarı!” dedi. “Tamam! Bence sakıncası yok!” dedim.

Ülker onu bahçe çıkış kapısına kadar uğurlayıp geri döndü. Koşarak üzerime atıldı ve boynuma sarılıp dudaklarıma öpücük kondurdu, “Harikasın Çocuk! İşte bu istediğim. Sen bu alemin kralı olacaksın!” dedi. Birden kucaklayıp yatak odasına götürdüm ve yatağın üzerine attım. Gülümseyen gözleriyle bana bakıyordu. Eğilip ayağındaki külotu çekip çıkardım. O an kendine geldi ve toparlanıp yatakta oturdu, “Kesinlikle olmaz! Aslında deli gibi istiyorum, ama amımın dudakları halen kapanmadı!” dedi.

Bacaklarından tutup yatağın ucuna doğru çektim ve bacaklarının arasına girip ıslak amının dudaklarını yalamaya başladım. Işıldayan am dudakları açılmış, içinin kızıllığı görünüyordu. Klitorisini ve dudaklarını yalamaya başladım. Kısa süre sonra kendini bana bırakmıştı. Saçlarımdan tutmuş, başımı amına bastırıyordu. Yalıyor, dilimi içine sokup masaj yapıyordum. Sonra uzanıp göğüslerini avuçladım. Onları yoğururcasına sıkarken amını yalamaya devam ettim. Ülker kısa süre sonra titremeye, inlemeye başlamıştı. Ardından kasıldı ve hırıltılar içinde boşalmaya başladı. Bacaklarının arasında nefessiz kalana kadar çekti kafamı bacak arasına. Sonra bıraktı beni ve kendini attı yatağa, “Harikasın Çocuk! Böylesine güzel yalamayı nereden öğrendin?” dedi titreyen sesiyle. “Hiçbir yerden! Amın o kadar güzel ki, yalamak geldi içimden. Çok da güzel kokuyor!” dedim.

Ülker yavaşça doğruldu ve uzanıp sarıldı. Boynuma öpücükler kondurarak sarılmasını sürdürdü bir süre. Sonra aniden bıraktı ve kendini geri çekti. Yüzümü elleri arasına aldı ve gözlerini gözlerime dikti. Hayatım boyunca ilk görüyordum bu bakışı: Acıydı.

Benim İlk Genelev Maceram Hüsranla Bitmedi 9 Hikayesi

ALINTI

Arabayı aldığımı Ülker’e söylediğimde pek de olumlu karşılamadı. “Birine takılır kalırsan, diğerlerinden kazanacağın paralardan olursun. Ayrıca bu dünyada aşka yer yoktur!” dedi. “Kimseye takılıp kalmıyorum ve aşık falan da değilim!” dedim. Ülker o Çarşamba gelmedi. Aradığımda, rahatsız olduğunu ve gelmeyeceğini söyledi. Neşesi yerinde değildi. Israr etmeme rağmen birşey söylemedi.

Ülker’in tanıştırdığı kadınların yanı sıra tanıştığım bir sürü kadın da vardı. Haftanın üç, bazen dört günü gelenim oluyordu. Aylık kazancım 15 bin liraya yaklaşıyordu. Kadınlardan aldığım paralardan çok azını harcıyordum. Bir gün bu değirmenin suyu kesilecekti; hem de bıçakla keser gibi; biliyordum. O nedenle aklımsıra hazırlık yapıyordum.

Suna ile düzenli birlikteliğimiz devam ediyordu. Yaklaşık her cumartesi buluşuyorduk. Çoğu zaman Kenan da bizimle birlikte oluyordu. Üç samimi arkadaş olmuştuk. Onlarla birlikte olduğum zamanlarda kendimi daha huzurlu hissediyordum. Bu, Suna’nın çok hoşuna gidiyor ve beni daha çok sevdiğini söylüyordu.

Ve o gün gelip çattı. Ülker Çarşamba günü gelmişti. Gelir gelmez yatağa attık kendimizi ve deliler gibi sevişmeye başladık. “Özlemişim bu yarağı! Sik. Hepsini sok. Hadi daha hızlı sik beni. Doyur yarağa. Sok köküne kadar. Folluğa çevir amımı!” diyordu. Durmadan konuşuyor, deli gibi orgazmdan orgazma taşıyordu kendini. Onu izlemekten, konuşmalarını dinlemekten boşalamamıştım. Anlam çıkartmaya çalışıyordum söylediklerinden. Tanıdığım Ülker değildi yatakta konuşan. Bir saate yakın her türlü pozisyonda seviştik. Sonra kendini attı Ülker. Gözlerini tavana dikti ve sustu. Ardından ağlamaya başladı. Üzerine gitmemem için de beni uyardı, hatta tehdit etti. Sonra koşarak banyoya gitti ve uzun zaman çıkmadı.

Banyodan çıktığında biraz olsun kendine gelmişti, “Hadi, dışarıya çıkalım! Birşeyler atıştırırız!” dedi. Gittik bir yere oturduk ve gerçekten de birşeyler atıştırdık. Kısa zaman sonra kalktık. Ülker Aydın’a dönmek zorunda olduğunu söyledi. Konuşmama izin vermedi ve çekip gitti. Gece yarısına doğru aradı; söylediği anlaşılmayacak kadar sarhoştu. Beni sevdiğini söylüyordu durmadan. “Sana da doyamadım orospu çocuğu! Çık git dünyamdan. Beni rahat bırak. Seni istemiyorum!” diyordu. Ağlıyor, ağlamalarının arasından yine beni sevdiğini söylüyor, yine dünyasından çıkmamı söylüyordu.

Sabah telefonun sesiyle uyandım. Arayan Ülker’di. Akşam söyledikleri için özür diliyordu. “Söylediğim hiçbir şeyi ciddiye alma, seni sevdiğim dışında!” dedi gülerek. Bir an ikimiz de durduk. Sessizliği bozan o oldu, “Hey, Çocuk: Benim adım Ebru!” dedi kahkaha atarak. “Sen iyi misin Ülker?” dedim. “Hayır, iyi değilim Mesut! O nedenle bu işi burada bitirmemiz gerekiyor. Ayıkken seni düşünüyorum. İçiyorum, sarhoş olduğumda yine seni düşünüyorum. Böyle devam edemeyeceğim. Seni kafamdan silmem gerekiyor. Değilse olacak olanları tahmin bile edemiyorum!” dedi. “Ne yapacağız?” dedim. “Ayrılacağız!” dedi yeniden, “Kendime ve sana zarar vermek istemiyorum. Kıskançlığım yüzünden beni deli gibi seven bir erkeği dünyamdan kan revan içinde çıkarttım; sana da aynı şeyleri yapmak istemiyorum!” dedi. “Çıkartıyorsun ama!” dedim. “Onun kafasında kola şişesi kırmıştım!” dedi gülerek, “Hem de yüzlerce kişinin ortasında. Sana da aynı şeyi yapmak istemiyorum. Gerçekten de şu an sakin, aklı başında ve sağlıklı düşünüyorum; ayrılmamız lazım!” dedi.

“Nasıl olacak bu?” dedim. “Zamana bırak! Taşlar yerine oturduğunda birbirimizden uzaklaştığımızı göreceksin!” dedi Ülker. “Ev?” dedim. “Senin olsun!” dedi, ardından, “Şimdilik!” diyerek bir kahkaha attı. Durdu sonra, bir süre konuşmadı. Sonra uzaktan gelen sesiyle yeniden konuşmaya başladı. “Aslında o evi sana hediye etmek isterdim. Sen o evden daha fazlasını hak ediyorsun, ama bunu yapamıyorum. Çünkü o evin adresini biliyorum. Çat kapı gelirim ve seni huzursuz ederim, huyumu biliyorum. Bunu yapmak istemiyorum. Git Mesut… Gittiğin yeri bilmeyeyim. Sen herzaman bir yerlerde ol, ama bana göre çalacağım bir kapın, bir adresin olmasın. Belki birgün Sana olan özlemimin önüne geçemem, kendimi tutamam ve ‘GEL!’ derim; bilemiyorum.” dedi.

“Bunu ne zaman yapmamı istiyorsun?” dedim. “Şimdilik değil. Konuşuruz bunu. Şimdi kapatmam lazım, sonra görüşürüz.” dedi ve cevap vermemi beklemeden telefonu kapattı. Resmen OTURUP KALMIŞTIM. Kısa bir süre sonra aradım, telefonu kapalıydı. O telefon bir daha çalmadı; hiç çalmadı.

O konuşmadan sonraki günlerde benimle görüşmek isteyen birçok kadına misafirim olduğunu söyleyip reddettim. Suna aradığında ona da, önümüzdeki hafta görüşebileceğimizi ikna ettim. Üzülmüştü kadıncağız, ama yapacak bir şey yoktu. Cinselliği düşünemiyordum; siktiğim hiçbir kadın, girdiğim hiçbir am ya da göt aklımın ucuna bile gelmiyordu. Ülker’e bağlılığım vardı; bunun adı aşk falan değildi. Adını koyamıyordum. Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda kendi kendime şöyle söyleyecektim: “Sevgi verdiğim, sevdiğini sandığım hiçbir kadın Ülker kadar içten, samimi ve yalansız olamadı.” Bir genelev kadını bana adını koyamadığım bir şey aşılamıştı ve o unutulacak gibi değildi. Beni yeni bir yaşamın içine sokmuştu ve çekilmişti kenara. Uçsuz bucaksız bir denizin orta yerinde yapayalnız kalmış gibi hissediyordum kendimi. Çaresizliğimi kimseyle paylaşamıyordum.

O Cumartesi Fatma Ana’ya evi temizlemeye gelmemesini söyledim. Günlerce salak gibi dolaştım koca İzmir’in sokaklarında. Günlerin nasıl geçtiğini bilemiyordum. Akşam kaçta yatıyorum, sabah kaçta kalkıyorum belli değildi. Gecemle gündüzüm birbirine karışmıştı.

Ertesi Cumartesi sabahı Fatma Ana aradı, “Yarım saate kadar evdeyiz!” dedi. Kızı Ayşe ile gelmişti. “Ev iki haftadır temizlenmedi!” diyordu etrafı toplamaya başladığında. “Yine her şeyi ortalık yere atmışsın!” diyordu. Annesinin çıkışları yüzünden Ayşe’nin neşesi yerinde değildi; hatta öfkeli görünüyordu. Onları evde bırakıp çıkmaya karar verdim. Kapıdan çıkarken, Ayşe arkamdan seslendi, “Hey; Annemin söylediklerini ciddiye alma! Evde bize de böyle davranır!” dedi. “Annen çok tatlı bir insan! Bir kelimesine bile alınmıyorum. Sevimli ve sahiplenme içgüdüsüyle yaklaşıyor. Böylesi daha iyi, emin ol. Hadi git ve Ona yardım et!” dedim. O an yüzü güldü. Gülünce yanaklarında oluşan gamze dikkatimi çekti, “Karşımda bir daha suratını asma, olur mu? Gülünce daha güzel oluyorsun!” dedim, vevap vermesine izin vermeden yürüdüm.

Başka bir yere taşınmalıydım. Nereye, nasıl taşınacaktım bilmiyordum, ama yapmalıydım. Doğru dürüst düşünemiyordum, nereden başlayacağımı bile bilemiyordum.

Akşamüzerine doğru Suna aradı; müsait olup olmadığımı sordu. Buluşabileceğimizi söyledim; Kenan’la birlikte geldiler. Geç saatlere kadar seviştik. Suna ikimizi çok güzel idare ediyordu. Gitmelerine yakın konuyu açtım. Kısa sürede çözümü bulmuştu Kenan, “İnciraltı Çatalkaya’da dubleks evler var, birine taşın!” dedi.

Ertesi günü buluştuk ve evleri gezdik. Kenan’ın da ortağı olduğu bir inşaat firması yapmıştı evleri. Satın almak istediğimi söyledim. Evler gerçekten de pahalıydı. Taksitle ödeyebilirdim; birikmiş param da vardı bir miktar. Kenan, “Bu ev için istenen fiyat yaklaşık 150 bin lira. Konuşayım ortaklarımla.” dedi. O kadar param vardı; peşin ödeyebilirdim. İki gün sonra beklenen haber geldi. Evin maliyet fiyatı 108 bin liraydı ve ilk etapta benden istenen para 65 bin liraydı. Kenan’ın hissesini daha sonra ödeyecektim. Satış işlemleri bir günde bitmişti.

Evin genel temizliği için Fatma Ana’ya telefon ettim. Yanına bir kadın alıp gelmişti, evi tepeden tırnağa temizlediler. İki üç gün içinde evin eşyalarını almış, yerleştirmiştim. Taşınacağım günün akşamı haber vermek için Ülker’i aradım, ama telefon kullanılmıyordu. Evde giysilerimden başka eşyam olmadığı için taşınmam kolay oldu. Müşterilerimi yeni evimde kabul etmeye başlamıştım. Ülker’le görüşemiyorduk; telefonu ara sıra arıyordum, ama kullanılmadığı anons ediliyordu. Gerçekten de dediğini yapmıştı kadın; aylar olmuştu, görüşmüyorduk.

Bir gün Çiçek adında bir kadın aradı. Telefonumu Aylin’den almıştı. Aylin’i aradım, doğruladı, “42’sinde sanırım; biraz tombuldur, idare et! Sempatik ve konuşmayı seven biridir.” dedi. Dışarıda buluştuk. Gerçekten de şişman bir kadındı. O güne kadar böylesi vücudu olan bir kadınla birlikte olmamıştım: İri göğüsleri sarkmıştı. Göbeği en az iki boğum görünüyordu. Çökmüş vücudunu en iyi tarif eden kalçalarıydı; sarkık görünüyordu. 1.500 lira istediğimi söyledim. “Vücudum sana itici geldi biliyorum. Genç, yakışıklı çocuksun. İstemiyorsan birlikte olmayabiliriz, ama seninle yatmak istiyorum. Para önemli değil. Çok uzun zamandır ilk kez senin gibi bir gençle birlikte olacağım; lütfen bu şansı bana ver!” dedi.

Bazı müşterilerimi eve kabul etmiyordum; otelde ya da onun belirlediği bir evde buluşuyorduk. Çiçek birlikte olabileceğimiz bir evi olduğunu söyledi. Onu takip ettim; Çatalkaya’da bir villanın önünde durduk. Aldığım evin ikizi bir evdi; komşuyduk kadınla. Ev gerçekten de lüks döşenmişti. Daha önce gördüğüm evlerden daha düzenli ve pahalı görünüyordu.

Zaman geçirmeden yatak odasına geçtik. Çiçek sempatik tavrıyla beni kısa zamanda havaya sokmuştu. Külotla yatağa girdim; o da üzerinde kırmızı dantelli sutyen ve külotla yanıma gelip uzanmıştı. Elini öylece duran yarağıma attı ve avuçladı. Yüzüme bakıp gülümsedi. “Yarağın biraz sonra bayram edecek, bunu bilse şimdiye kadar çoktan kazık gibi olurdu!” diyerek külotumu aşağıya çekti. Yarağımın ölgün haliyle gövdesinden tutup avuçladı. Eğilip kafasını ağzına aldı ve somurmaya başladı. Yarağımı köküne kadar ağzına alıyor, somuruyor, çıkartıyordu. Sıcak ağzı ve etli dudakları ile kısa sürede yarağımı uyandırmıştı. “Havaya giriyor ufaklık!” dedi gülerek. Düz, uzun ve gür saçlarını okşamaktan başka bir şey yapmıyordum. Çiçek yarağımın kafasını yalayıp emmeye devam ediyordu. Tükürükleriyle her yanını ıslatmıştı.

Sonra doğruldu ve külotunu çıkartıp yatağa sırt üstü yattı. Bacaklarını açtığında amı kabak gibi ortaya çıkmıştı. Etli dudakları arasında am deliği küçük görünüyordu. Yarağımın gövdesinden tutup, kafasını am dudakları arasına sürtmeye, klitorisini badana yapmaya başladım. Çiçek bacaklarını daha da açmış, gözlerini kapatmıştı. “Hadi sok!” dedi derinden gelen sesiyle. Yarağımı amının ağzına getirdim ve yavaşça yüklendim. Kadının amına bir santim bile girmiyordu yarağım. Biraz yüklendim ama kadının deliği yok gibiydi sanki.

“Krem kullanalım!” dedi aynı ölgün sesiyle. Yerinden kalktı ve çekmeceden krem kutusunu çıkartıp yarağımı iyice kremledi; sonra amına sürdüğü kremi parmaklarıyla içine doğru yedirmeye başladı. Üçüncü parmağını da zor da olsa sokabiliyordu amına. Sonra elinde kalan kremi yarağıma sürdü ve yeniden bacaklarını açtı. Yerimi alıp yarağımı amının ağzına getirdim ve yüklendim. Kremin etkisiyle kafası yavaşça kaydı, ama zorlanıyordu. Çiçek o an, “Ayyyy!” diye bir çığlık attı; durdum. Gözlerini kapatmış, dudaklarını ısırıyordu. Geriye çekilip yeniden yüklendim. Yarağım yarıya kadar girmişti, ama Çiçek yine çığlığı basmıştı. “Dur!” diye bağırdı, “Bekle biraz!” dedi.

Bacaklarını alabildiğine yanlara açarak kalçalarını düzeltti ve kendini altta oynatmaya başladı. Yarağımı her geçen saniye biraz daha alıyordu. Acı duyduğu gözlerinden belliydi; kapalı göz kapaklarının kenarlarından yaşlar süzülmeye başlamıştı. 42 yaşında, böylesi kilolu bir kadının bu kadar dar bir amının olabileceği söylense gülerdim, ama önümdeydi. Çiçek yavaş hareketlerle kendini geriye çekiyor, yeniden yükleniyordu. Bir süre sonra yarağım köküne kadar içindeydi. Am dudakları çember gibi sarmıştı yarağımı. Öylece durdu; gözlerini açıp yüzüme baktı. Acıyla gülümsemeye çalıştı. “Ne kadar kalın yarağın var aşkım!” dedi yorgun bir ses tonuyla, “Amımın dudaklarını yırtıyor; patlayacak neredeyse!” dedi. İki elinin arasına aldığı başımı kendine doğru çekti ve dudaklarımdan ilk kez öptü. Etli dudakları pamuk kadar yumuşaktı. “Hadi sik beni erkeğim!” dedi mırıldanırcasına.

Yarağımı çekip yüklendim. Gözleri kayıyordu kadının. Yarağımın girip çıkmasından gerçekten de büyük keyif alıyordu. “Sok. Hepsini sok aşkım. Sik beni. Doyur yarağa. Ufff. Çok kalın yarağın var. Ahhhh. Duvarlarımı ayırıyor. Ayyyy!” diyor, omuzlarımdan tutup kendine çekiyor, bacaklarını her yüklenişimde daha da açmaya çalışıyordu. İri göğüsleri koltuk altlarına doğru sarkmıştı. İki elimle tutup göğsünde birleştirdim ve önüme gelen uçlarını yalamaya başladım. Saçlarımı okşuyor, inliyordu. “Em kocacığım; ısır uçlarını. Ohhh. Sok. Sik beni. Ahhhh. Yarağın harika. Offff. Her yerime sürtünüyor. Harika. Sik. Evet böyle. Evet!” diyordu.

Kafamı göğüslerime doğru bastırırken, alttan yarağıma doğru kalçalarını ittirmeye başladı Çiçek. “Aşkım. Kocam. Ahhh. Aaahhhh. Aaahhhh. Aşkım. Sik. Sik. Sok hepsini amıma. Geliyorum. Sok. Soook. Evet böyle. Soook. Aaahhhh!” çığlıkları evi inletiyordu. Kasılmaya başladı ardından. Bacaklarıyla kasıklarımı kendine çekerken, iki eliyle kalçalarımdan tutup tamamen içine girmemi sağladı. Bırakmıyordu beni. Yarağım köküne kadar içindeydi. Am kasları deli gibi kasılıyor, yarağımı kökünden koparacakmış gibi sıkıyor, bırakıyordu; o güne kadar hiçbir am yarağımı bu kadar güzel emmemişti. Kendimi bırakabilirdim ama yapmadım.

Sonra duruldu Çiçek ve kendini bıraktı. Bacakları yere düşerken kolları gücünü kaybetti; çözülmüştü vücudu. Hırıltıları inlemeye dönüştü sonra. Ardından titremeleri kesildi ve yarağımı yavaştan bıraktı kadının sıkı am dudakları. Kasılmalarla amından sanki su fışkırıyordu. Yarağımı bir mengenenin ağzından çeker gibi çıkarttım amından. Kendimi yatağa attım. “Harika amın var bebeğim!” dedim. “Çocuk doğurmazsan, ayda bir sikilirsen böyle olur!” dedi kahkaha atarak, “Yarağının da maşallahı var. Tam benim kızın ağzına göre mübarek. Her santimine sürtündü girip çıkarken!” dedi. Sempatik tavırlarıyla yatağa neşe saçıyordu kadın. Yataktan kalkıp içki getirdi ve yatağa oturdu.

“Kocamla yalnızca 6 yıl evli kaldık. Bir kızımız oldu; sezeryanla!” diyerek kahkaha attı sonra. “Kızımız 6 yaşındayken eşimi bir trafik kazasında kaybettim. Kızımla uğraşmaktan, onu büyütmeye çalışmaktan yeniden evliliği düşünmedim. Maşallah şimdi 22 yaşında ve üniversitede okuyor. Bu ara benim cinsellik de yerlerde süründü. Kilo almalar, kızım yüzünden erkeklerden uzak durmalar falan, bu güne geldik. Ara sıra, canım çektiğinde, kendime hakim olamadığım zamanlarda yaşıyorum, o kadar!” dedi. Sikilmediği için olduğunu hiç sanmıyordum; anatomik bir durumdu bu. Amı gerçekten de siktiğim bütün kadınların amından daha dardı; Suna’nın götüne girerken bile bu kadar zorlanmamıştım.

“Bu ev…” dedim. “Bu sitenin ortaklarından biriyim. Biraz varlıklı sayılırım!” diyerek yeniden bir kahkaha attı. Çiçek, Kenan’ın iki ortağından biriydi ve tesadüf eseri karşılaşmıştık. Bunu bilmesi gerekmiyordu. “Pek kalmıyorum burada. Kızımla haftasonları geliriz ara sıra. Karşıyaka’da kalıyorum aslında. Yalnız olunca böyle bir evde sıkılıyor insan. Benim evin olduğu yer kalabalık; burası gibi değil. O nedenle burayı pek kullanmıyorum. Senin çok güvenli biri olduğunu biliyorum Mesut. Aylin Senden söz ederken sonuna kadar güvenebileceğimi söyledi. Yoksa buraya gelmezdik, getirmezdim Seni!” dedi.

İçkilerimizi içerken zaman geçiyordu. Çiçek gerçekten de sohbeti dinlenecek bir kadındı. Bir saat kadar sonra yeniden yarağımı okşamaya başladı. Yarağım yeniden kısa sürede kazık gibi olmuştu. “Harika!” dedi gülerek, “İşini biliyor çocuk. Her zaman çalışmaya hazır duruyor!” dedi. Bacağını atıp üzerime çıktı ve yarağımın kafasından tutup am dudakları arasına yerleştirdi. Sonra kendini yavaşça bıraktı; yarağım ıslak amının dudakları arasından kayarak gitmişti. Çiçek kendini bıraktığında yarağım köküne kadar girmişti. Göbeği göbeğime doğru yayıldığında umursamadan üzerimde inip kalkmaya başladı. İki kalçasını ellerimle ayırdım ve amına alttan vurmaya başladım.

Göğüsleri ağzıma giriyordu. Birini alıp ağzıma dayadı. Uçlarını emip yalarken birden ısırmaya başladım. “Ayyyy!” diye çığlığı bastı bir anda. İki elimle göğüslerini tutup ağzıma yaklaştırdım ve uçlarını emip ısırmaya başladım. Çiçek elleriyle kalçalarını ayırmış, yarağımı alttan vuruşuma katılıyor, daha derine girmemi sağlıyordu. Beş dakika bile geçmemişti ki, yine bağırmaya, çığlıklar atmaya başladı. “Vur kocacığım. Ahhhh. Sok. Döv amımı yarağınla. Ahhhh. Vur aşkım. Sik beni. Evet böyle. Ölürüm yarağına Mesut. Ohhh. Sik erkeğim. Evet böyle. Hep sik beni erkeğim. Sok. Ufff. Harika sikiyorsun. Her zaman sik beni böyle. Ohhh!” diyordu.

Çiçek yeniden titremeye başladığında gözleri irileşti ve ağlamaklı sesler çıkartmaya başladı. Sonra külçe gibi üzerime yığılıp kaldı. Amı yine somuruyordu yarağımı. Gerçekten de harika bir şeydi bu. Kimse o güne kadar ağzıyla bile bu kadar güzel emmemişti yarağımı. Çiçek için bulunmaz bir artıydı bu; farkında olduğunu da sanmıyordum.

Titreyen vücuduyla üzerimde öylece kaldı bir süre. Sonra kendini yeniden yatağa attı. Yarağımı gövdesinden tutup sıktı, “Ufff. Tanrım ne kadar çabuk geliyorum ya! Şu canavarın içimde dans edişini adam gibi yaşayamadım ya! Ay, deli olacağım. Kendimi tutamıyorum!” dedi. “Benim suçum yok!” dedim. “Tabi canım, senin suçun yok. Yarağı marketten mi aldın? Senin değil mi bu kazık?” dedi. “Baksana Ablası, ne kadar masum duruyor!” dedim. “Uf yavrum masuma bak! Amımı dağıttı hıyar. Kolumu soksam girecek. Ağzı bardak ağzı gibi açıldı. Yalama olacak neredeyse!” deyip, doğruldu, yeniden kafasına bir öpücük kondurdu ve yataktan kalktı, “İzin verirsen duş alacağım.” diyerek banyoya yürüdü.

Evin planını bildiğim için mutfağa girdim ve kendime bir bardak su doldurdum. Gelip yatağa uzanmamdan kısa süre sonra geldi, kendini yanıma attı, “Amım acıyor!” dedi dudağıma öpücük kondurarak, “İç dudakları kıpkırmızı olmuş. Hiç bu kadar acımamıştı. Sürtünürken yanıyor sanki!” dedi.

Paramı alıp evden çıktığımda saat gece yarısına geliyordu. Siteden hızla çıktım ve kendimi bir bara attım.